Barselona'da bulunan Kalder Çeşmesi'nin, ziyaretçilerin zehirli metal olan cıvayla temas etmesini önlemek amacıyla özel bir bariyerle korunduğu belirtildi. Dünyadaki tek örnek olan bu çeşmenin, simyacılar ve sanatçılar için uzun süredir ilham kaynağı olduğu kaydedildi. Çeşmenin, İspanya'daki Joan Miró Vakfı'nda cam arkasında sergilendiği açıklandı. Cıva, tarih boyunca insanları büyülemiş, simyacılar tarafından altına dönüştürülebileceğine inanılmıştı. 20. yüzyılın başlarına kadar frengi tedavisinde kullanıldığı ancak diş kaybı, sinir hasarı ve vücut çöküşüne neden olduğunun anlaşılmasıyla tehlikeleri ortaya çıktığı vurgulandı. Çinli simyacı Ko-Hung'un 4. yüzyılda cıvayla ayakları kaplamanın su üzerinde yürümeyi mümkün kıldığına inandığı, Romalıların da zehirlenme nedeniyle ölümcül sonuçlarla karşılaşmalarına rağmen cıva madenciliği yaptığı aktarıldı. Son derece toksik ve uçucu olması nedeniyle, termometrelerde kullanılan "canlı gümüş"ün zamanla yasaklandığı bildirildi. Ayrıca cıvanın, suyun aynı hacmine göre 13,6 kat daha ağır, son derece yoğun bir metal olduğu ve oda sıcaklığında sıvı halde bulunan tek metal olmasının, tarih boyunca mistik çekiciliğine katkıda bulunduğu da belirtildi. Alexander Calder tarafından, 1937'de Paris'teki bir sergi için İspanyol Cumhuriyetçi hükümetinin siparişi üzerine yapıldığı açıklandı. Bu eserin, İspanya'daki Almadén madenlerine bir övgü ve General Franco'nun kuşatmasına bir hatırlatıcı olduğu; Guernica'ya ve İspanya İç Savaşı'nın dehşetlerine bir karşıtlık olarak tasarlandığı kaydedildi. Uzun yıllar boyunca dünyanın en büyük cıva kaynaklarının İspanya'daki Almadén madenleri olduğu, iki bin yıllık çalışma süresince büyük miktarlarda cıva üretilirken çoğu işçinin, özellikle mahkumlar ve kölelerin hayatını kaybettiği belirtildi. Cıvanın sanatçıları da büyülediği ve ondan saray çeşmeleri yapıldığı aktarıldı.