İspanya'nın kuzeyinde yer alan tarihi şehirlerden Astorga'nın, Roma mirası ile ünlü mimar Antonio Gaudi'nin sıra dışı mimarisini birleştiren özellikleriyle dikkat çektiği aktarıldı. Astorga'nın bölgenin en ilgi çekici yerleşim yerlerinden biri olduğu kaydedildi. Astorga, İspanya'nın León eyaletinde, Hac yolu olarak bilinen Camino de Santiago ile eski Roma Yolu olan Via de la Plata'nın kesişim noktasında bulunan tarihi bir şehirdir. Bu konumunun yüzyıllardır tüccarlar, askerler ve hacılar için Santiago de Compostela'ya giden yolda önemli bir durak olmasını sağladığı belirtildi. Via de la Plata olarak bilinen Gümüş Yolu'nun, İspanya'daki en eski tarihi güzergahlardan biri olduğu kaydedildi. Bu yolun Roma İmparatorluğu döneminde ortaya çıktığı ve İber Yarımadası'nın güneyini kuzeyine, Sevilla'dan günümüz León ve Astorga bölgelerine kadar bağladığı aktarıldı. Gümüş Yolu adının, bu güzergah üzerinde sadece gümüş taşındığı anlamına gelmediği vurgulandı. Romalıların bu yolu, kuzeydeki madenlerden çeşitli cevher ve metalleri ülkenin güneyine taşımak için kullandığı kaydedildi. Güzergahın ticaret, ordu hareketleri ve önemli Roma şehirlerini birbirine bağlamak için de hizmet verdiği belirtildi. Bugün ise Via de la Plata'nın Astorga, Salamanca ve Mérida gibi tarihi şehirlerden geçen popüler bir turistik rota olduğu aktarıldı. Astorga'ya girişte şehir surlarının ziyaretçileri karşıladığı aktarıldı. Şehrin dar sokaklarında gezinirken özenle düzenlenmiş parkların, tüm şehri ve uzaktaki dağ zirvelerini gören seyir teraslarının bulunduğu belirtildi. En bilinen simge yapılar arasında 15. ve 17. yüzyıllar arasında inşa edilen Katedral ile Antonio Gaudi'nin Katalonya dışındaki ender eserlerinden biri olan Piskoposluk Sarayı'nın yer aldığı vurgulandı. Şehirde ayrıca Roma yerleşimi Asturica Augusta'nın kalıntıları, hamamlar, kanalizasyon sisteminin parçaları ve Roma binalarının izlerinin görülebileceği kaydedildi. Piskoposluk Sarayı'nın kesinlikle Kuzey İspanya'nın en sıra dışı yapılarından biri olduğu kaydedildi. Peri masalından çıkmış bir şato gibi görünmesine rağmen, geçmişinin o kadar da masalsı olmadığı belirtildi. Sarayın, 1886 yılında eski piskoposluk konutunu yok eden büyük bir yangından sonra inşa edildiği belirtildi. Astorga'nın yeni piskoposunun Gaudi'nin arkadaşı olması nedeniyle projenin ona emanet edildiği aktarıldı. Mimarın aynı zamanda Barselona'daki projelerde çalıştığı için piskopostan şehrin fotoğraflarını göndermesini istediği, böylece sarayı uzaktan tasarlayabileceği kaydedildi. Ortaya çıkan yapının, bir şato, kilise ve sarayın birleşimi gibi göründüğü belirtildi. Dört silindirik kulesi, hendekleri ve Orta Çağ mimarisinden esinlenilmiş unsurları olduğu, ancak Gaudi'nin kendine özgü detaylarını taşıdığı kaydedildi. Sarayın etrafındaki hendeğin savunma amaçlı olmadığı, Gaudi'nin burayı bodrum katlarını doğal yolla aydınlatmak için tasarladığı aktarıldı. Mimarın projeyi hiçbir zaman tamamlamadığı belirtildi. Piskoposun 1893'teki ölümünden sonra kilise yetkilileriyle anlaşmazlık yaşadığı ve şantiyeyi terk ettiği kaydedildi. Sarayın ancak yirmi yıl sonra Gaudi'nin çizimlerine göre tamamlandığı aktarıldı. Sarayın üzerine büyük melek heykellerinin yerleştirilmesi planlanmış olsa da, bunların hiçbir zaman konulmadığı ve bugün sarayın avlusunda görülebileceği vurgulandı. İçerisinde ise Camino de Santiago'ya ve Santiago de Compostela'ya hac geleneğinin tarihine adanmış Museo de los Caminos'un bulunduğu, ayrıca Gaudi'ye özgü çok sayıda detayın – vitraylar, kemerler, sıra dışı pencereler ve 19. yüzyılın sonları için oldukça gelişmiş olan doğal aydınlatma sisteminin – yer aldığı belirtildi. Şehir merkezini, belediye binası ve yerel halk figürlerinin her saat başı zamanı gösterdiği ünlü saatiyle Plaza Mayor'un oluşturduğu aktarıldı. Meydan çevresinde tapas barlarının, restoranların ve yerel ürünlerin satıldığı dükkanların bulunduğu kaydedildi. Gastronomik teklifleri keşfetmeye başlandığında, Astorga'nın Maragatería bölgesinin mutfak geleneğiyle tanındığı belirtildi. En bilinen spesiyalitelerin 'ters yemek' olarak adlandırılan cocido maragato olduğu, bu yemeğin önce etin, ardından nohut ve çorbanın servis edilmesiyle karakterize edildiği aktarıldı. Bu yemeğin neden ters sıralamayla yendiğine dair en bilinen teorinin, 19. yüzyıl savaşlarıyla bağlantılı olduğu kaydedildi. Efsaneye göre, askerler ve yerel nakliyecilerin, bir muharebe veya yolculuk nedeniyle aniden yemeği kesmek zorunda kalmaları durumunda, öğünün en doyurucu kısmı olan eti önce yemek istedikleri belirtildi. Böylece, ayrılmadan önce en değerli kısmı yemiş olacakları aktarıldı. İkinci bir teorinin ise yüzyıllarca İspanya'yı dolaşarak mal taşıyan Maragato tüccarları ve nakliyecileri (arrieros) ile ilişkili olduğu belirtildi. Yanlarında genellikle uzun süre dayanabilen pişmiş ve kurutulmuş et taşıdıkları, bu yüzden hanlara vardıklarında önce et yedikleri, ardından yemeği tamamlamak için sıcak çorba veya et suyu istedikleri kaydedildi. Bu uygulamanın zamanla yerel bir geleneğe dönüştüğü vurgulandı. Daha basit bir açıklamanın da bulunduğu aktarıldı; çorbanın sıvı olduğu ve çok zengin bir öğünün sonunda bile daha kolay yenebileceği için en son servis edildiği belirtildi. Yerel restoranlarda genellikle kurutulmuş sığır eti, botillo sosisi ve şehrin adıyla anılan mantecadas tatlılarının da sunulduğu kaydedildi. Astorga'nın aynı zamanda bir çikolata şehri olduğu belirtildi. Burada, 20. yüzyılda Astorga'nın İspanya'nın önemli çikolata üretim merkezlerinden biri olduğu dönemdeki yerel endüstrinin gelişimini sergileyen Çikolata Müzesi'nin de bulunduğu aktarıldı. Şehir dışında, taş köyleri ve büyük iç avlular etrafında inşa edilmiş geleneksel evleriyle tanınan Maragatería bölgesinin yer aldığı belirtildi. Bu köyler arasında en bilineninin, İspanya'nın o bölgesindeki en iyi korunmuş köylerden biri olan Castrillo de los Polvazares olduğu kaydedildi. Bu bölgenin, günümüzde UNESCO koruması altındaki bir alan olan eski Roma altın madenleri Las Médulas ile de bağlantılı olduğu aktarıldı.