İsviçreli tasarımcı Salla Vallotton, Lozan'daki ECAL tasarım okulunda, mekanları kompresörsüz, havalandırmasız ve karmaşık kurulumlar gerektirmeyen sıra dışı bir sistemle ısıtma ve soğutma çözümü geliştirdiğini bildirdi. Celcius adı verilen bu sistemin, yüzyıllardır bilinen basit bir fiziksel prensip olan ısı emme ve buharlaşmaya dayandığı belirtildi. Projenin, iklim değişikliği için teknolojik çözümlerin yapay zeka ve karmaşık HVAC sistemlerine daha sık güvenildiği bir dönemde, geleneksel mimaride kullanılan bir malzemeye dayanan minimalist bir yaklaşım sunduğu kaydedildi. Celcius'un yavaşça ısıyı emme ve kademeli olarak odaya bırakma yeteneğine sahip terakotadan yapıldığı belirtildi. Kış aylarında sistemin küçük bir ısı kaynağından ısıyı emerek saatlerce odaya yayabileceği, yaz aylarında ise malzemenin gözenekli yapısı sayesinde terakota su emerek yüzeyindeki nemin buharlaşmasının çevredeki havayı soğuttuğu aktarıldı. Bu prensibin insan vücudunu serinleten doğal terleme süreciyle aynı olduğu ve bu sayede tek bir nesnenin yıl boyunca iki fonksiyonu karmaşık teknoloji olmadan yerine getirebildiği vurgulandı. Vallotton'ın ilhamını Orta Avrupa'da yüzyıllardır evleri ısıtan Kachelofen olarak bilinen geleneksel Alp seramik fırınlarından aldığı açıklandı. Günümüzde binaların küresel enerji tüketiminin neredeyse yüzde 40'ını oluşturduğu, soğuk iklimlerde ısıtmanın ise bu tüketimin büyük bir kısmını temsil ettiği vurgulandı. Buna rağmen, ısıtma ve soğutma sistemlerinin genellikle iki ayrı sistem olarak çalıştığı, ısıtmanın çoğunlukla fosil yakıtlara dayandığı ve iklimlendirmenin ayrı bir altyapı kullandığı belirtildi. Celcius'un bu işlevleri tek bir malzeme çözümüyle birleştirmeye çalıştığı kaydedildi. Celcius'un şu anda sadece bir prototip olmasına rağmen, projenin hane halkı enerji sistemlerinin geleceği hakkında önemli soruları gündeme getirdiği açıklandı. İklim değişikliğinin Avrupa'da giderek daha sıcak yazlar getirmesi ve karbon emisyonlarını azaltma baskısının artmasıyla binalarda sıcaklık düzenlemesi için alternatif yöntemlere olan ihtiyacın arttığı aktarıldı. Bu bağlamda, bu tür projelerin inovasyonun her zaman daha fazla teknolojik karmaşıklık anlamına gelmek zorunda olmadığını hatırlattığı, bazen yeni çözümlerin unutulan eski prensiplerde bulunabileceği belirtildi.