Yugoslavya'da, düşük maaşlar, kıtlık ve ürün çeşitliliğinin azlığı gibi zorlu ekonomik koşulların yaşandığı dönemlerde, halkın bu durumlarla başa çıkmak ve hayatta kalmak için dört önemli alışkanlık geliştirdiği belirtildi. Metropolitan adlı platform, o dönemden günümüze aktarılan bu derslerin, bilinçli tüketim ve tasarruf konusunda yol gösterdiğini kaydetti.

Yugoslavya döneminde yaşayanlar, bozulan eşyaları tamir etme alışkanlığını benimsemişti. Bir çantanın fermuarının bozulması veya bir ısıtıcının çalışmaması durumunda, eşyayı atmak yerine onarmak tercih ediliyordu. O dönemdeki ekonomik zorluklar nedeniyle, bozulan her şeyi yenisiyle değiştirmek mümkün değildi. Bu nedenle, halk kıyafetlerini, ayakkabılarını veya ev aletlerini bozulur bozulmaz atmıyor, aksine önce tamir etmeye çalışıyordu. Bir düğme dikmek, bir deliği yamamak, ayakkabı tabanını yapıştırmak veya ev aletlerini onarmak, hem eşyaların ömrünü uzatıyor hem de aile bütçesine katkı sağlayarak bilinçli tüketime teşvik ediyordu.

Yugoslavya döneminde kışlık yiyecek hazırlamak (zimnica) yaygın bir uygulamaydı. Ev hanımları reçeller, meyve suları ve çeşitli turşular (lahana, biber, salatalık) hazırlayarak konserve yapıyorlardı. Bu, zaman alıcı bir iş olsa da, kahvaltıda pankeklerin yanına veya fırında patatesin yanına ne servis edileceği konusunda endişe yaşamıyorlardı. Günümüzde aynı oranda kışlık hazırlık yapılması gerekmese de, yaz aylarında daha uygun fiyatlı olan mevsimlik sebze ve meyveleri alıp dondurarak kışın komposto, dolgulu hamur işleri veya turtalar yapmak gibi yöntemlerle tasarruf etmek mümkün. Bazı meyveler ise dondurucudan çıkar çıkmaz tüketilebiliyor ve aylar sonra bile lezzetini koruyor.

Yugoslavya'daki hemen hemen her vatandaşın birikim hesabı bulunuyordu. Bu birikimlerin her zaman yüksek kar getirisi olmasa da, asıl amaç düzenli olarak para biriktirme alışkanlığını kazanmaktı. Günümüzde banka hesapları, mobil uygulamalar veya düzenli birikim hesapları gibi çeşitli tasarruf yöntemleri mevcut. Her maaştan belirli bir miktar para ayırmak, bu alışkanlığın sürdürülmesi için önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

Yugoslavya'da neredeyse her kadın dikiş dikmeyi biliyordu; okullarda 'ev ekonomisi' dersleri veriliyordu. Bu sayede kadınlar kendi elleriyle kıyafetler dikebiliyor veya hazır alınan giysilerde tadilat yapabiliyorlardı. Ayrıca birçok ev hanımı nakış işleri ve örgü peçeteler yaparken, erkekler de kendi mobilyalarını üretiyordu. Bu durum, el emeğinin ve kendi kendine yeterliliğin ne denli değerli olduğunu gösteriyordu.