Meklenburg-Vorpommern eyaletindeki 20 Eylül Pazar günü yapılacak bölgesel seçimler öncesi, bu eyaletin tarihinde yaşanan en polarize politik kampanyalardan birine sahne oluyor. Kamuoyu anketlerine göre, neredeyse üçte biri oy kullanacak olan vatandaşlar, AfD (Almanya Alternatifi) adlı sağcı parti tarafından yönetilen bölgesel hükümeti tercih ediyor. Bu durum, ülke genelinde büyük ilgi çekiyor ve Almanya'da olası bir sağa kayış sorusunu gündeme getiriyor.

Bu seçimlerde ilk defa farklı dini toplulukların temsilcileri ortak bir çağrı ile öne çıktı. Bu hareket, AfD'ye karşı mesafeli bir tavır olarak yorumlanabilir. Ortak açıklamada, seçmenlerin oy kullanırken "azınlıkların korunması" konularına da dikkat etmesi çağrısı yapıldı.

Anketlere göre, AfD şu anda en güçlü parti konumunda. Araştırmalar, bu partinin %38'lik bir desteğe sahip olduğunu gösteriyor. Bu oran, SPD (Sosyal Demokrat Parti) lideri Manuela Şezig'in partisinden %5 daha fazla.

AfD ve Sosyal Demokratlar, ilk sırayı almak için yoğun bir mücadele veriyor. Diğer partiler ise bu yarışta önemli ölçüde geride kalıyor. CDU (%7), yeni bir seçim başarısızlığıyla karşı karşıya. Mecklenburg-Vorpommern CDU başkanı Daniel Peters, partisinin "politik hayatta kalma" mücadelesinde olduğunu belirtiyor.

Zelenler ve Sare Wagenknecht'in (BSW) koalisyonu ise parlamentoya girmeyi başaramayabilir. FDP bu eyalette politik olarak neredeyse var olmayan bir parti konumunda.

Parlamentoya girecek partinin sayısı, gelecekteki hükümetin oluşumu için kritik önem taşıyor. Eylül başında yapılan anketlere göre, vatandaşlar eğitim ve okul sistemini en önemli görev olarak belirtiyor. Ekonomik büyüme ve göçmenlik de önemli konular arasında yer alıyor. Ayrıca, %8 oranındaki işsizlik endişesi de vatandaşların zihninde yer alıyor. Vatandaşlar sağlık hizmetleri, emeklilik sistemi ve sosyal adalet konusunda da iyileştirmeler bekliyor.

Bu sorunları çözme konusunda en yüksek güvenin AfD ve SPD'ye sahip olduğu görülüyor.

AfD, birçok seçmen tarafından "politik olarak deneyimsiz" bir parti olarak algılanıyor çünkü hiçbir zaman iktidarda bulunmadı. Kampanya boyunca AfD, gerçek politik değişimin tek gücü olduğunu ima ediyor.

Talepleri diğer partilerden daha radikal. Örneğin, AfD, eyaletin "son çare" olarak mülteci talebinin kabulünü durdurmasını, rüzgar türbini inşaatının durdurulmasını, NDR kamu yayın kuruluşuyla olan anlaşmanın feshedilmesini ve Kuzey Akım gaz borularının yeniden çalıştırılmasını talep ediyor. Ancak bu konulardan bazıları eyalet hükümetinin yetkisi dışında.

SPD ise seçmenlere istikrar ve süreklilik sunuyor. "Mavi Kadın" olarak kendini tanıtan Manuela Şezig, kampanya boyunca mevcut politik düzenin savunucusu olarak pozisyon alıyor. Çalışma yerlerinin korunması, ücretsiz kreşler ve açık toplum vurgulanıyor.

Ancak SPD ve Sol Parti'nin oluşturduğu mevcut hükümet, 2020 ile 2025 yılları arasında yaklaşık %7,5 oranında sanayi iş kaybına tanık oldu. Ek olarak, birçok finansal açıdan zayıf belediye ücretsiz kreş projelerini finanse etmek için zorlanıyor.

SPD ve CDU'nun bir diğer problemi de Almanya federal hükümetinden aldıkları destekten çok fazla fayda sağlayamamaları. Saksonya-Anhalt gibi bölgelerde olduğu gibi, federal hükümet yüksek yaşam maliyetleri ve planlanan emeklilik sistemi reformu nedeniyle eleştiriliyor.

Bundeskanzler Olaf Scholz da Kuzeydoğu Almanya'da popüler değil ve kampanya boyunca sadece Kilungsborn'da bir kamu toplantısı düzenledi.

Bu nedenle, SPD ve CDU federal hükümetten uzaklaşmaya çalışıyorlar. Şezig, Mayıs ayında federal hükümetin "geniş kitleler tarafından büyük ölçüde güven kaybettiğini" belirtmişti.

Yüksek yakıt fiyatları sınırlandırma ve 45 yıllık çalışma süresi sonunda tam emeklilik hakkı gibi talepleri, federal hükümetin bazı planlarıyla çelişiyor.

Her ne kadar kampanyanın ana temaları uzun süredir bilinse de birçok seçmen hala nasıl oy vereceklerini belirlemediği konusunda endişelerini dile getiriyor. Politikolog Wolfgang Münchau, Saksonya-Anhalt'taki AfD başarısının ardından yüksek bir katılım bekliyor. Bu zafer, Mecklenburg-Vorpommern'deki AfD destekçileri için hem "tetikleyici" hem de "demokratik seçmenler için alarm sinyali" olarak yorumlanıyor.

Tek kesin olan şey, 20 Eylül akşamı başlayarak Almanya'nın Mecklenburg-Vorpommern eyaletinin gelecekteki politik yapısının ne olacağı belli olacak.