Oksford Üniversitesi'nden bilim insanları, 25 Mart'ta Kraliyet Cemiyeti'nin "The Royal Society" dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmayla, sık ejakülasyonun sperm kalitesini önemli ölçüde iyileştirdiğini bildirdi. Araştırma, uzun süreli apstinansın sperm miktarını artırsa da, spermatozoitlerin hareketliliğini ve kalitesini düşürerek üreme sisteminde depolanan spermlerin "yaşlandığını" ve işlevselliğini yitirdiğini ortaya koydu. Üreme söz konusu olduğunda, kadın biyolojisi genellikle yıllar içinde doğurganlığın azaldığını gösteren bir "biyolojik saat" olarak tanımlanır. Kadınlar hayatları boyunca sahip olacakları yumurta hücrelerinin neredeyse tamamıyla doğarlar, bu da kadının yaşı ile yumurta hücrelerinin yaşının temel olarak aynı olduğu ve yaşlandıkça yumurtaların da "eskidiği" anlamına gelir. Erkek üremesi ise tamamen farklı işler; spermatozoitler ergenlikten itibaren sürekli üretilir ve ejakülasyon gerçekleşene kadar üreme sisteminde depolanabilir. Bu durum, erkeğin yaşının sperminin (ejakülatın) "yaşına" tam olarak karşılık gelmeyebileceği anlamına gelir. Peki, spermatozoitler beklerken ne olur? Uzun süreli depolama, onların kalitesini, hareketliliğini ve döllenme yeteneğini etkiler mi, yoksa sık ejakülasyon doğurganlık için daha mı iyidir? Oksford Üniversitesi bilim insanlarının yeni çalışması bu sorulara yanıt verdi. 25 Mart'ta "The Royal Society" dergisinde yayımlanan araştırma, üreme sisteminde uzun süre depolanan spermatozoitlerin aslında "yaşlandığını" ve kalitelerini kaybettiğini gösterdi. Başka bir ifadeyle, daha uzun süreli apstinansın sperm hareketliliğini ve işlevselliğini iyileştirmek yerine kötüleştirebileceği kaydedildi. Oksford Üniversitesi evrimsel biyoloğu ve çalışmanın yazarlarından Dr. Rebeka Dean, "Çocuk sahibi olmaya çalışan erkeklere genellikle sperm sayısını artırmak için birkaç gün apstinans önerilir. Bu doğru; apstinans ejakülattaki sperm miktarını gerçekten artırır. Ancak, ejakülatın büyüklüğü doğurganlığı belirleyen tek faktör değildir" ifadelerini kullandı. Erkek doğurganlığının yaşla birlikte azaldığı bilinmektedir, ancak spermatozoitlerin üreme sisteminde "depolanma" süresinin (yani apstinans döneminin) bu düşüşe ne ölçüde katkıda bulunduğu bir soru işareti olarak kalmaktadır. Bu konu, özellikle gençler arasında cinsel aktivitenin azaldığı ve ebeveynliğin küresel olarak ertelendiği günümüz dünyasında ek bir önem kazanmaktadır. Bu faktörler birleştiğinde, erkek popülasyonunda doğurganlık ve sperm kalitesindeki düşüşü daha da etkilemektedir. Oksford Üniversitesi evrimsel biyoloji öğretim görevlisi ve çalışmanın yazarlarından Dr. Irem Sepil, "Erkekler ejakülasyondan uzak durduklarında, spermlerinin sağlığının önemli ölçüde azaldığını keşfettik. Sperm hareketliliği (yüzme yetenekleri) ve canlılığı azalırken, sperm DNA'sında daha fazla hasar meydana geldiği aktarıldı" dedi. Araştırma, uzun süreli depolama sırasında sperm kalitesindeki düşüşün iki ana nedenini belirledi. Oksford Üniversitesi Biyoloji Bölümü doktora sonrası araştırmacısı ve çalışmanın baş yazarı Kriš Sangvi, "Sperm uzun süre depolandığında, bu durum onların 'yakıt deposunu' basitçe boşaltır" şeklinde açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü, erkeklere analizler, doğurganlık tedavileri veya in vitro fertilizasyon (IVF) gibi prosedürler için sperm örneği vermeden önce iki ila yedi gün boyunca ejakülasyon yapmamalarını tavsiye etmektedir. Ancak Sangvi, "Bulgularımız, sperm kalitesini iyileştirmeyi hedeflediğinde daha kısa apstinans dönemlerinin bile daha iyi olabileceğini göstermektedir" sözlerine yer verdi. Bu durum, yakın zamanda ortaya çıkan ve örnek vermeden 48 saat içinde ejakülasyonun, daha uzun apstinansa kıyasla IVF sonuçlarını iyileştirdiğini gösteren bulgularla örtüşmektedir. Aynı zamanda, sonuçlar evrimsel biyolojiden gelen bir hipotezi doğrulamaktadır. Dr. Rebeka Dean, "Primatlarda mastürbasyon sonucu sık ejakülasyonun ejakülat kalitesini iyileştirdiğini biliyoruz. Sonuçlarımızla birleştiğinde, bu durum erkek mastürbasyonunun adaptif bir faydası olabileceğini düşündürmektedir: hasarlı, depolanmış spermi temizler ve yerine taze spermler getirir" şeklinde belirtti. Spermatozoitler sadece erkeklerin içinde bozulmazlar. Çiftleşmeden sonra dişi içinde depolanırken de "canlı kalabilirler". Dr. Irem Sepil, "İnsanlarda sperm, dişi içinde sadece birkaç gün canlı kalır. Karınca kraliçeleri, arılar ve dişi yarasalar gibi bazı diğer hayvanlarda ise sperm, yumurta döllenmeden önce aylarca, hatta yıllarca depolanabilir" dedi. Spermin depolama sırasında bozulmasının daha geniş bir biyolojik kalıp olup olmadığını kontrol etmek için bilim insanları, kuşlar ve arılardan sürüngenlere ve memelilere kadar 30 farklı hayvan türü üzerinde 56 çalışmadan elde edilen verileri analiz ettiler. Sonuçlar açıktı: sperm kalitesi depolama sırasında düşmektedir. Kriš Sangvi, "Ejakülasyondan önce spermlerini depolayan erkekler veya yumurtayı döllemeden önce spermi depolayan dişiler, hayatta kalma şansı azalmış daha fazla embriyoya sahip oldu. Bu sadece DNA hasarının bir sonucu değil. Depolanan spermin, yeni üretilen spermden farklı bir gen ekspresyon profiline (gen aktivitesi deseni) sahip olabileceğini düşünüyoruz" sözlerini kaydetti. İlginç bir şekilde, sperm dişilerde erkeklere göre daha yavaş bozulmaktadır. Bazı türlerde dişiler, antioksidanlar – spermi besleyen ve koruyan maddeler – salgılayan özel organlar geliştirmiş, böylece işlevsel ömrünü etkili bir şekilde uzatmıştır. Çalışmanın yazarları "The Conversation" dergisi için yazdıkları makalede, "Farelerden insanlara kadar, yumurta hücreleri gibi spermatozoitlerin de kendi 'son kullanma tarihi' vardır. Döllenmeden önce çok uzun süre depolandıklarında kaliteleri düşer" ifadelerini kullandı. Araştırmanın temel mesajı iyimserdir: doğurganlık sorunlarının çoğu toksinler, stres veya genetik gibi insan kontrolünün dışındaki faktörlerden kaynaklanmaktadır. Ancak, spermin depolanma süresi değiştirilebilir bir faktördür. Oksford'lu bilim insanları, "Bu nedenle, döllenme için taze ejaküle edilmiş sperm kullanmak, sonuçları ve sperm kalitesini, dolayısıyla başarılı bir hamilelik şansını önemli ölçüde iyileştirebilir" sonucuna vardı.