Analist Orhan Dragaş, EUalive internet sitesinde yayınladığı yazısında, Macaristan'da Rusya yanlısı ve Avrupa yanlısı seçenekler arasında bir çatışma yaşandığını, ancak Sırbistan'da böyle bir çatışmanın mevcut olmadığını belirtti. Dragaş, Sırbistan'da kendini "yeni Mađar" olarak görenlerin, onun politikasının en önemli yönü olan Avrupa Birliği'ne net bağlılığını genellikle göz ardı ettiğini kaydetti. Dragaş, Macaristan'daki siyasi değişimler ile Sırbistan'daki beklentiler arasındaki karşılaştırmaların yüzeysel ve hatalı olduğunu vurguladı. Makalede, analojilerin karmaşık süreçleri basitleştiren güçlü bir siyasi araç olduğu, ancak her zaman doğru olmak zorunda olmadığı aktarıldı. Yazar, Viktor Orban'ın seçim yenilgisinin ardından, "Sırp Peter Mađar" fikrinin Sırbistan siyaset sahnesine refleks olarak girdiğini belirtti. Makalede, bu karşılaştırmanın siyasi bir slogan olarak işlev gördüğü, ancak bir analiz olarak kabul edilemeyeceği açıklandı. Sırbistan'ın Macaristan olmadığını ve Budapeşte'de yaşananların Belgrad'da "değişim enerjisi"ne başvurarak tekrarlanamayacağı kaydedildi. Macaristan'da seçmenlerin, Orban'ın merkezi, himayeci ve Moskova yanlısı modeli ile Mađar'ın Avrupa yanlısı, Rus etkisinden uzaklaşmayı hedefleyen projesi arasında net bir seçim yaptığı vurgulandı. Bunun sadece bir iktidar değişikliği değil, iki dış politika yönelimi arasındaki bir seçim olduğu belirtildi. Bu durumun sonucunun net olduğu ve Avrupa kurumlarının tepkilerinin kuşkusuz olduğu aktarıldı; sadece iktidar değişikliğinin değil, yön değişikliğinin de kutlandığı vurgulandı. Ancak Dragaş, Sırbistan'da böyle bir net ayrım çizgisinin bulunmadığını belirtti. Sırbistan'daki siyasi manzaranın farklı bir şekilde yapılandırıldığı, Aleksandar Vučić'in ise AB ile ilişkileri sürdürürken Rusya ve Çin ile kanalları koruyan, pragmatik bir denge politikası izlediği açıklandı. Bu dengeleme politikasının eleştirilerin hedefi olduğu, ancak eleştirilerin yönünün Macaristan'dakinden farklı olduğu kaydedildi. Dragaş, Sırbistan muhalefetinin önemli bir kısmının hükümeti Avrupa yöneliminin eksikliği nedeniyle değil, tam aksine, yeterince ulusalcı olmadığı için eleştirdiğini belirtti. Bu eleştirilerin, hükümetin Batı'ya "çok fazla taviz verdiği", "ulusal çıkarları tehlikeye attığı" ve Kosova konusunda taviz vermeye hazır olduğu iddialarına odaklandığı aktarıldı. Makalede, bu söylemde Avrupa entegrasyonlarının bir hedef değil, genellikle bir şüphe veya açıkça reddedilme konusu olduğu vurgulandı. Bazı öğrenci ve sivil inisiyatiflerin de, hükümete karşı olsalar bile, açıkça tanımlanmış bir Avrupa yanlısı program içermediği ve Mađar'ın liberal-demokratik modelinden ziyade katı ulusal çerçeveyle uyumlu anlatıları benimsediği belirtildi. Bu nedenle, böyle bir karşılaştırmanın hem hatalı hem de yanlış yönlendirilmiş olduğu kaydedildi. Dragaş, Macaristan'da Rusya yanlısı rotadan kopuş ve Avrupa çerçevesine dönüş gibi açık bir yanıt varken, Sırbistan'da böyle bir yanıtın mevcut olmadığını belirtti. Siyasi alanın genellikle çelişkili mesajlarla dolu olduğu ve bu yüzden analojinin işe yaramadığı açıklandı. Temel farkın siyasetin içeriğinde olduğu, Mađar'ın seçmenlere sadece bir rakip değil, bir yön sunduğu için kazandığı vurgulandı. Sırbistan siyaset sahnesinin bu farkı sürekli göz ardı ettiği, muhalif söylemin hükümeti reddetmeye odaklandığı, ancak bunun yetersiz olduğu kaydedildi. Dragaş, dış politika yönelimi sorusuna net bir yanıt olmadan, "Sırp Mađar" hakkındaki her tartışmanın boş bir kavram olarak kalacağını belirtti. Mađar'ın zaferinin "hükümet yorgunluğunun" bir zaferi olmadığını, bu tür zaferlerin bölgede kısa ömürlü olduğunu ve sistemin yapısını değiştirmediğini vurguladı. Mađar'ın hem kurumsal hem de uluslararası çerçevelerle tutarlı, ideolojik olarak uyumlu bir proje formüle ettiği için kazandığı, seçmenlerin somut bir şeye oy verdiği açıklandı. Sırbistan'da muhalefetin bu düzeyde bir siyasi tanımlama sunmadığı kaydedildi. Dragaş, analojinin en zayıf temele sahip olduğu yerde kullanılmasının ironik olduğunu belirtti. Sırbistan'da kendilerini "yeni Mađar" olarak görenlerin, onun politikasının en önemli yönü olan Avrupa kurumsal çerçevesine açık bağlılığını genellikle göz ardı ettiğini vurguladı. Bu unsur olmadan, karşılaştırmanın anlamını yitireceği ve siyasi değişimin taklit değil, öz meselesi olduğu belirtildi. Değişim retoriğini benimsemenin yeterli olmadığı, yönünün açıkça tanımlanması gerektiği açıklandı. Makalede, başka bir farkın kurumsal bağlamda yattığı belirtildi. Macaristan'ın yirmi yıldır Avrupa Birliği üyesi olduğu, kurumların aşınmasına rağmen siyasi sistemin belirli bir işlevsellik seviyesini koruduğu ve seçmenlerin Avrupa kurumsal çerçevesini gerçek bir siyasi alan olarak deneyimlediği kaydedildi. Sırbistan'ın bu deneyime aynı ölçüde sahip olmadığı, siyasi geçişinin Orta Avrupa'da olduğu gibi asla tamamlanamadığı vurgulandı. Kurumsal zayıflığın tek bir siyasi döngünün değil, uzun vadeli bir sürekliliğin sonucu olduğu açıklandı. Böyle bir ortamda, siyasi değişimin sembolizmden daha fazlasını gerektirdiği belirtildi. Dragaş, yüzeysel analizlerde sıkça göz ardı edilen başka bir unsurun siyasi teklifin birliği olduğunu vurguladı. Macaristan'da, Mađar'ın zaferinden önce, muhalefetin birleşmeden sonuç alınamayacağını anladığı aktarıldı. Bu birleşmenin sadece teknik değil, aynı zamanda stratejik olduğu, ortak bir fikrin siyasi bloğun ortaya çıktığı temeli oluşturduğu kaydedildi. Sırbistan'da böyle bir sürecin henüz ciddi bir şekilde başlamadığı, parçalanmanın taktiksel anlaşmazlıkların değil, derin ideolojik farklılıkların sonucu olduğu açıklandı. Bunlar çözülmeden, birlik hakkındaki her konuşmanın sadece bir slogan olarak kalacağı belirtildi. Dragaş, bu analojinin zayıflığını daha da ortaya koyan daha geniş bir Avrupa bağlamı da olduğunu belirtti. Uluslararası toplumun bir kısmının, özellikle Avrupa Birliği kurumları içinde, Batı Balkanlar'daki siyasi süreçleri üye devletlerden bilinen kalıplar aracılığıyla yorumlama eğiliminde olduğu kaydedildi. Bu bakış açısından, her muhalefetin neredeyse otomatik olarak potansiyel olarak Avrupa yanlısı bir alternatif olarak görüldüğü vurgulandı. Bu basitleştirmenin siyasi olarak uygun olsa da, analitik olarak hatalı ve hatta stratejik olarak tehlikeli olduğu açıklandı. Dragaş, bu yönden gelen desteğin genellikle gerçek siyasi içerik değerlendirmesi yerine varsayımlara dayandığını belirtti. Bunun, Brüksel'de yankı uyandıran, ancak sahadaki gerçeklikte temeli olmayan bir anlatı yarattığı aktarıldı. Sırbistan örneğinde bu durumun, bazı uluslararası aktörlerin, yerel siyasi sahnenin desteklemediği beklentileri yansıttığı anlamına geldiği vurgulandı. Bu nedenle, "Sırbistan Macaristan örneğini takip etmeli" şeklindeki ifadenin, gerçeklikten ziyade siyasi bir arzuyu yansıttığı kaydedildi. Siyasi süreçlerin aktarılabilir modeller olmadığı, belirli toplumların, kurumların ve tarihi koşulların ürünleri olduğu açıklandı. Dragaş, seçim "enerjisini" bir ülkeden diğerine aktarmanın, siyaseti gerçek kılan her şeyi görmezden geldiğini vurguladı. Bu analojinin en büyük zayıflığının basitliği değil, yanlış yönlendirilmesi olduğu belirtildi. Macaristan'da Rusya yanlısı ve Avrupa yanlısı seçenekler arasında bir çatışma varken, Sırbistan'da böyle bir çatışmanın mevcut olmadığı kaydedildi. Sırbistan'ın, farklı yönlerin önceliklerin net bir hiyerarşisi olmadan birbiriyle örtüştüğü bir siyasi manzaraya sahip olduğu açıklandı. Bunun aynı türden bir siyasi mücadele olmadığı, bu nedenle "Sırp Mađar" fikrinin siyasi olarak çekici, ancak analitik olarak sürdürülemez olduğu belirtildi. Makalede, bu durumun basit bir çözüm yanılsaması yarattığına dikkat çekildi. Ancak siyasi değişimlerin yanılsamalardan değil, açıkça tanımlanmış hedeflerden ve tutarlı stratejilerden geldiği açıklandı. Peter Mađar'ın seçmenlere Macaristan'ın nereye gittiğini söylediği için başarılı olduğu belirtildi. Sırbistan'da muhalefetin, bu soruya net bir yanıt vermekte hala yetersiz olduğu vurgulandı. Bu durum değişene kadar, Budapeşte ile her paralelliğin, olduğu gibi kalacağı: belirli bir an için etkili bir metafor, ancak kusurlu bir analiz olduğu kaydedildi.