Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in karısı, konuşurken yüzünü buruşturdu. Bu olayı Dr. Kavetha Sundaramoorthy gibi Harvard'da eğitim görmüş bir psikiyatrist olarak yorumlayanlar için bu basit eylem bile büyük bir hikaye anlatıyor olabilir.
Dr. Kavetha Sun (online olarak biliniyor), insanların yaşadıkları olayları, kendi hikayelerini ve bu hikayelere verdikleri tepkileri arasındaki farkı anlamak için basit bir yöntem kullanıyor.
Psikiyatrist, üç kağıt parçasını kullanarak bunu açıklıyor: Birinciye "Deneyim", ikinciye "Hikaye" ve üçüncüye "Tepki" yazıyor.
Dr. Sun'a göre, insanların düşünce süreçleri genellikle bu sırayla ilerliyor. İlk adım gerçekte meydana gelen olaydır. Örneğin: “Bu sabah eşim konuşurken yüzünü buruşturdu.” Bu, doğrudan gözlemlediğimiz bir durumdur.
Ancak çok kısa sürede ikinci aşama devreye giriyor: kendimize olayın hakkında bir hikaye uydurma. "Yüzünü buruşturduğu için beni aptal yerine koyuyor."
Bu tür yorumlama, öfke, endişe veya yalnızlık gibi duygulara yol açabilir. Son olarak, üçüncü aşama gerçekleşir: Tepki. Bir kişi daha fazla konuşmaya başlayabilir, çekilerek iletişimi kesebilir veya gün boyunca yeni bir çatışma çıkarmaktan kaçınabilir.
Dr. Sun'un görüşü, insanların büyük ölçüde duygusal acı çekmelerinin nedeninin olaylar ve kendi hikayelerini birbirinden ayırt edememeleri olduğunu savunuyor.
Peki bu döngüyü nasıl kırıyoruz? Dr. Sun, "Hikaye" ve "Tepki" kağıtları arasında bir başka kağıt parçası koyarak çözüm sunuyor. Bu kağıda "Farkındalık" yazıyor.
Dr. Sun'a göre, olumsuz düşüncelere hemen tepki vermek yerine önce farkındalığımızla başvurmalıyız. Örneğin: “Öfkeliyim” yerine “Bir kısmım öfke hissediyor.”
Bu küçük değişiklik, kişinin duygularıyla arasındaki mesafeyi artırıyor. Yani öfke artık kişiyi tamamen tanımlayan bir şey değil, sadece fark edilmiş bir duygu haline geliyor.
Dr. Sun, duyguları bulutlara benzetiyor: Bulutlar gelir ve giderken gökyüzü değişmez. Benzer şekilde, olumsuz düşünceler güçlü olabilir ancak bunların gerçeklik olduğunu veya hemen harekete geçmemiz gerektiğini göstermediğini hatırlatıyor. <h1>Hedef, duyguyu bastırmak değil, duygulara tepki vermeden önce bir anlık boşluk yaratmaktır.
Dr. Sun'un açıklamaları, Budizm ve diğer Doğu felsefelerindeki prensiplerle örtüşüyor: Kişinin düşüncelerini ve duygularını gözlemleyebilmesi, onları mutlak gerçek olarak kabul etmeden veya hemen tepki vermeden.
Terapist David Simonsen, insan davranışları arasındaki boşluğu genişletmenin psikolojik iyileşmeyi sağladığını söylüyor. Bu boşluk, kontrollü nefes alma, çatışma durumundan uzaklaşmak, konuşmak, kendini gözlemlemek veya hissettiğimiz duyguları tanımlamak gibi çeşitli yöntemlerle yaratılabilir.
Simonsen, bu egzersizlerin, tepkimizi nasıl vereceğimizi seçebileceğimiz anı fark etmemize yardımcı olduğunu belirtiyor.
Psikiyatrist Dipesh Patel, insanların hızlı sonuçlara eğilimli olmasının, beynin sürekli olarak desenler arayarak geleceği tahmin etmeye çalışmasıyla ilgili olduğunu söylüyor. Bu mekanizma evrimsel açıdan faydalıdır çünkü potansiyel tehditleri hızla değerlendirmemizi sağlar. Ancak günlük hayatta bu sistem sorun yaratabilir.
Patel, beyni yetersiz bilgiyle doldurduğunda "hikaye" oluşturduğunu ve bu hikayelerin olumsuz veya yanlış olabileceğini belirtiyor. Örneğin, bir partnerin kısa bir "hayır" cevabı reddedilme olarak yorumlanabilir. Bir iş görüşmesinden cevap gelmeyebilir, ancak kişi bunu yeterince iyi olmadığına dair bir sonuç çıkarabilir.
Patel, kognitif davranışçı terapi (CBT) gibi tekniklerde kullanılan "kognitif difüzyon" tekniğini de vurguluyor. Bu teknik, düşünceyi gerçeklikten ayırmayı öğretir. Örneğin: “Başarısız oldum” yerine “Başarısızlık korkusu yaşıyorum” demek, kişinin duygularını daha sağlıklı bir şekilde ifade etmesine yardımcı olur.
Sonuç olarak, uzmanlar olumsuz düşünceleri veya duyguları görmezden gelmek yerine, onlara karşı farkındalık geliştirmemiz gerektiğini söylüyor. "Gerçekten ne oldu? Ben ne düşündüm?" sorusunu sorarak tepkilerimizi kontrol edebiliriz.