Pek çok kadın, hayatında 'Yeterli miyim?', 'Çok mu inatçıyım yoksa fazla mı alttan alıyorum?', 'Yeterince çekici miyim?' gibi kendini sorgulama döngülerine kapılmaktadır. Bu şüphelerin kendiliğinden ortaya çıkan duygular olmadığını, toplumsal normlar, beklentiler ve başkalarının görüşlerinin bir ürünü olduğunu belirten ünlü Rus psikolog Mihail Labkovski, kadınlara on yıllardır otantik olmak yerine 'doğru' olmayı ve kendilerine saygı duymak yerine dünyaya yaranmayı yanlış bir şekilde öğretildiğini kaydetti.

Psikolog Mihail Labkovski, bir kadının gerçek çekiciliğinin dış görünüşüne veya partnerine uyum sağlama becerisine değil, kendisine karşı tutumuna bağlı olduğunu belirtti. Bunun bencillik olmadığını, olgunluk olduğunu vurgulayan Labkovski, kendisini gerçekten seven ve kabul eden bir kadının dışarıdan onay aramadığını, aksine bütünlük ve özgüven yaydığını aktardı. Labkovski, çekiciliğin içsel istikrardan başladığını kaydederek, 'Sınırlarını bilen, arzularını anlayan ve kendi hayatında rahat hisseden bir kadın, otomatik olarak erkekler için bir mıknatıs haline gelir. Onun özgünlüğü, bütün ve bağımsız olduğu için çekicidir' ifadelerini kullandı.

'Uygun' veya 'doğru' olmaya, başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmanın genellikle kimlik kaybına yol açtığını açıklayan Labkovski, bu durumda kadının kendi ihtiyaçlarını unutup başkalarınınkini öngören birine dönüştüğünü ve kaygının kontrolü ele aldığını, erkeklerin ilk fark ettiği şeyin de tam olarak kaygı olduğunu bildirdi.

Labkovski, 'Kaygı, gücü değil güvensizliği işaret ettiği için çekiciliği yok eder' hatırlatmasında bulundu ve ekledi: 'Gerçek çekicilik, bağımlılığın bittiği yerde başlar. Bir kadın artık onay aramadığında, kendine canlı ve spontane olmayı izin verdiğinde, güç ve özgürlük yayar. Yaşlar tek başına bir kadını daha az çekici yapmaz, bunu sadece korku ve saklanma yapar. Hayatın her aşamasında kendini kabul eden ve içsel enerjiyle yanan bir kadın, daha genç ama yorgun bir kişiden daha çekici olabilir; çünkü erkekleri çeken, nüfus cüzdanındaki bir sayı değil, içsel ateştir.'

Bir kadının değerini partnerine bağladığı ilişkilerin genellikle kırılgan ve kontrollü olduğunu kaydeden Labkovski, bunun bir seçim değil, korkunun bir sonucu olduğunu vurguladı. Aksine kendi hayatı, sınırları ve ilgi alanları olan bir kadının, ihtiyaçtan değil özgürlükten yana seçim yaptığını aktardı. Bu tür bir ilişkinin barışa, saygıya ve gerçek yakınlığa alan açtığını belirten Labkovski, çekiciliğin o zaman dikkat çekme çabasıyla değil, tam bir bütünlük içinde kendi olma yeteneğiyle ölçüldüğünü ve bunun her erkek için karşı konulmaz olduğunu kaydetti.