Sırbistan kaynaklı haberde, psikologlar düşük zeka seviyesine sahip kişilerin ilişkilerde ve günlük durumlarda işleyişlerini etkileyen bir dizi karakteristik özelliği bildirdi. Bu özellikler arasında merak eksikliği, fikirlerini değiştirmeye isteksizlik ve kendi yeteneklerini abartma gibi durumlar öne çıktı. Psikologlar, düşük IQ'lu bireylerin karmaşık sorunları basitleştirme eğiliminde olduğunu belirtti. Bu kişilerin derin düşünceden kaçındığı ve kendi dünya görüşlerinin dışına çıkmakta isteksiz davrandığı kaydedildi. Düşünsel esneklik ile geniş bir bağlamı anlama yeteneğinden yoksun olmalarının ilişkilerini ve zorluklarla başa çıkma yöntemlerini etkilediği vurgulandı. Bu kişilerin bilgi genişletmeye veya bildikleri konuları derinlemesine anlamaya ilgi duymadığı açıklandı. Gerçekliğe yüzeysel bir bakışla yetindikleri, nedenlerini anlamaya çalışmadıkları aktarıldı. Genellikle sınırlı bir kelime dağarcığına sahip oldukları ve başkalarının bakış açısını kavramakta zorlandıkları belirtildi. Pensilvanya Üniversitesi'nden psikologlar, açık fikirliliğin, yani kendi inançlarıyla çelişen kanıtları bile değerlendirmeye hazır olmanın, daha yüksek bilişsel yeteneklerle güçlü bir şekilde bağlantılı olduğunu vurguladı. Yeni ortamların ve durumların bu kişiler için sorun teşkil ettiği kaydedildi. Teoride yetkin görünseler de, pratikte bilinmeyen koşullarda başarılı olamadıkları ve planlama ile problem çözme becerilerinden yoksun oldukları aktarıldı. Dunning-Kruger etkisi için tipik bir örnek olarak, düşük IQ'lu kişilerin genellikle üstün bilgi ve yeteneklere sahip olduğuna inandığı, kendi sınırlamalarını fark etmediği belirtildi. Bu bireylerde entelektüel alçakgönüllülük ve öz farkındalık eksikliği olduğu vurgulandı. Dünyayı iyi ve kötü, doğru ve yanlış olarak basitçe ayırarak gördükleri ifade edildi. Durumların karmaşıklığını fark edememeleri ve nüansları ayırt edememelerinin ilişkilerde katı tutumlara yol açtığı kaydedildi. Japon bilim insanlarının araştırmaları, bu tür bir düşünce yapısının daha düşük bilişsel yeteneklerle ve entelektüel çabadan kaçınmayla ilişkili olduğunu gösterdiğini bildirdi. Bilişsel esneklikten yoksun oldukları açıklandı. Yeni bilgilerle karşılaşsalar bile kendi görüşlerini yeniden gözden geçirmeye eğilimli olmadıkları belirtildi. Entelektüel zorluklara tahammül edemedikleri ve dünyanın farklı bakış açılarına sahip olduğunu kabullenmekte zorlandıkları vurgulandı. Sadece bilinen ve somut çerçevelerde düşündükleri aktarıldı. Alternatif senaryoları hayal etmekte veya soyut durumları değerlendirmekte zorlandıkları kaydedildi. Yapılan araştırmalar, daha yüksek IQ'ya sahip kişilerin daha fazla duygusal hassasiyete sahip olduğunu gösterdiğini belirtti. Buna karşılık, düşük IQ'lu kişilerin empati kurma ve başkalarının duygularını anlama konusunda zorluklar yaşadığı vurguladı. Başkalarının bakış açısını anlama yeteneklerinin sınırlı olmasının, onları neredeyse tamamen kendi deneyim ve ihtiyaçlarına odakladığı ifade edildi. Empati gerektiren durumların onlara gereksiz veya anlamsız geldiği açıklandı. Karmaşık konuları basit, genellikle yüzeysel yanıtlara indirgedikleri belirtildi. Entelektüel çabadan kaçındıkları ve hızlı, kolay çözümleri tercih ettikleri kaydedildi. Başarısızlıklardan ders çıkarmak yerine, suçu dış koşullara veya başkalarına yükledikleri aktarıldı. Bu tür bir tutumun egolarını koruduğu ancak gelişimi engellediği ve aynı hataların tekrarına yol açtığı vurgulandı. Kişisel gelişimi gereksiz gördükleri ve değişim için yapılan her öneriyi bir saldırı olarak algıladıkları belirtildi. Merak ve öğrenme arzusundan yoksun oldukları için, günlük yaşamlarını zorlaştırsa bile durağan kaldıkları kaydedildi.