Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da, şehrin yoğunluğunun sona erdiği, eski mezbaha ve kereste atölyesinin gölgesinde Tuna Nehri'nin tehlikeli bir noktası olan "Ölüm Girdabı" adlı bölge, 1918-1933 yılları arasında yüzden fazla kişinin boğularak yaşamını yitirmesine sebep oldu. Kaldrma haber sitesinin bildirdiğine göre, Büyük Savaş sonrası dönemde yoksul halk için en ölümcül noktalardan biri haline gelen bu bölge, zamanla unutulmaz bir trajedinin sembolü oldu.

İlk bakışta sakin bir göl görünümünde olan bu kol, yüksek setler ve sık söğüt ağaçlarıyla çevriliydi. Ancak bu sakinlik aldatıcıydı. Halk arasında "Ölüm Girdabı" olarak adlandırılan bu yer, Büyük Savaş'ın ardından gelen yıllarda Belgradlılar için en ölümcül nokta haline geldi. Eskiden bir kanal olan bu bölgeden kum çıkarılmak için yapılan kazılar, dört metreden daha derin çukurlar oluşturdu. Sahile yakın su sığ görünse de, sadece birkaç adım sonra zemin aniden kayboluyor ve kişiler derin bir uçuruma sürükleniyordu. Boğulanların çoğu, genellikle para karşılığı kabin kiralayacak durumu olmayan yoksul işçiler ve çaresiz insanlardı. İstatistikler, 15 yıl içinde 100'den fazla ailenin acı çekmesine yol açtığını kaydetti.

1937 yılının yaz günlerinde, bu tehlikeli su alanının başında, Prizren yakınlarındaki Paştrik köyünden Arnavut Riza Hasan bekçilik yapmaktaydı. Uzun boylu, kemikli ve bronzlaşmış yüzlü bir dağlı olan Hasan, yirmi dinar günlük ücretle bu görevi üstlenmişti. Beyaz kalpağı ve omzundaki çift namlulu tüfeğiyle, suya yaklaşmaya kalkan herkes için caydırıcı bir figür haline gelmişti. Uyguladığı yöntem sert ancak hayat kurtarıcıydı. Hasan, ölümcül kıyıya yaklaşan birini fark ettiğinde, tüm gücüyle "İk!" (Kaç!) diye bağırırdı. Karşı çıkanlara karşı, bir can kaybını önlemek amacıyla bacaklarından vurup yaralamaktan bile çekinmediği belirtildi. Gözlem noktası, kıyıya sabitlenmiş sıradan bir tahtadan ibaretti; buradan saatlerce kimsenin gözünden kaçmaması için dikkatle nöbet tutardı.

Hasan'ın gözleri sıklıkla suyun hemen yanındaki büyük bir tuğlaya odaklanırdı; bu tuğla, en tehlikeli noktanın işaretçisiydi. Tuğlanın yarım metre kadar altında, kıyıdan hemen sonra başlayan, kesin ölüme sürükleyen bir oyuk bulunmaktaydı. Hasan'ın kendisi de bu suyun bıraktığı bir yara izini taşıyordu; "girdap", on altı yaşındaki tanıdığı Aslan Zenan'ı da yutmuştu. Güneşin altında durmaksızın, görüş alanına giren herkesi titizlikle takip ederdi, zira "Ölüm Girdabı"nda hata affedilmez, yalnızca sonsuz bir sessizlik kalırdı. Günümüzde bu konumu bulmak için yol bizi Viline Suları bölgesine, Pançevo Köprüsü ile Belgrad Limanı arasındaki alana götürür. Artık "Ölüm Girdabı"ndan kimse bahsetmiyor. Hasan'ın haykırışlarının yankısı, Viline Suları'nın derinliklerinde, çamur ve beton katmanları altında sessizce duruyor; insan dikkatsizliğinin en büyük bedelinin hayat olduğunu anımsatan bir hatırlatma olarak varlığını sürdürüyor.