Sırp edebiyatçı, üniversite profesörü ve görsel sanatçı Dejan Atanacković, sanatçının kaderinin toplumu sorgulayarak çatışmak olduğunu belirtti. Nova.rs'e verdiği röportajda, tamamen açığa çıkmış şiddet ve yalanların yaşandığı bu dünyada hiçbir kimsenin bazı şeylerin belirsiz olduğunu iddia etme bahanesinin bulunmadığını vurguladı.

Geçtiğimiz sonbaharın sonunda "Goran Grolović'in Gizli Romanı" adlı yeni kitabını yayımlayan Atanacković'in bu eseri, 72. NIN Edebiyat Ödülü'nün geniş listesinde yer almıştı. Eser, yakın zamanda "Altın Ayçiçeği" (Vital Ödülü) için kısa listeye kalan 22 kitap arasına da girdi. 2017'de "Lusitania" adlı ilk romanıyla NIN Ödülü'nü kazanan ve aynı zamanda "Dilsiz Adam" öykü koleksiyonunu da yayımlayan Atanacković, 1990'lardan bu yana kişisel sergiler açmakta olup 2000'den beri Floransa ve Siena'daki üniversite programlarında ders vermektedir. Belgrad ve Floransa arasında birçok kültürel bağlantı programı ile marjinalleşmiş grupların konumuna adanmış projeler başlatmıştır. Atanacković, Nova.rs'e verdiği demeçte, "Her sanat eserinin soru sorarak yaşadığını, soru sormayan sanatın ise bir tür dekor, bir kalıp, beklenen bir şey olduğunu" kaydetti.

Atanacković, sanatçının toplumsal kalıplar ve katılıklarla yüzleştiğinde kaçınılmaz olarak bir çatışma ortaya çıktığını, bu çatışmanın dünyayı değiştiren unsur olduğunu ifade etti. Floransa Görsel Sanatlar Fakültesi profesörü ve aktivist kimliğiyle tanınan yazar, Radovan Karadžić'in bir savaş suçlusu olduğu, Milo Lompar'ın onu desteklediği ve Kosova anlatısının popülist bir yalan olduğu gibi gerçeklerin artık kimse için anlaşılmaz olmaması gerektiğini vurguladı. Bu durumda, bir yanda faşist bir kötülük olarak açığa çıkmış bir rejimin, diğer yanda ise on yıllardır toplumu tahrip eden popülizmle yüzleşme cesaretini hiçbir zaman gösterememiş bir muhalefetin varlığına dikkat çekti.

Pek çok kişinin anlamamazlıktan geldiği veya anlamak istemediği yerde, öncelikle bir ahlaki eksiklik bulunduğundan endişe ettiğini belirten Atanacković, Sırbistan siyaset sahnesinde ve genel olarak toplumsal ortamda korkunç uzlaşmaların yapıldığını kaydetti. Yazar, "Bazı şeylerin net olmadığını düşünerek kendimizi kandırmayalım. Çok netler. İşte bu büyük ahlaki sorun; kararlar alan, hepimizi ilgilendiren konularda hüküm veren çoğu insanın bunu tamamen net bir şekilde bilmesidir, ancak bu gerçeklerle yüzleşmek istemiyorlar ya da cesaret edemiyorlar" şeklinde konuştu. Atanacković ayrıca, otoriter bir ortamda eşitlik ve ifade özgürlüğü için kamusal çaba göstermenin bir bedeli olduğunu ancak suskunluğun bedelinin çok daha ağır olduğunu aktardı. Dejan Atanacković, kendisini bu duruma rağmen direnmeye teşvik edenin "işin henüz bitmediği" hissi olduğunu ve yenilgilerin de zaferler kadar motive edici olabileceğine inandığını belirtti. Yazar, "Mücadelenin görünüşte kaybederken bile devam ettiğinin farkında olmalıyız" diyerek, moral eksikliğinin ve uzlaşmaya hazır olmanın, görünmez yapıları birey çökene kadar fark edilmesi zor olan bir toplumun yapı malzemesi haline geldiği bir gerçeğe tanıklık edildiğini sözlerine ekledi. Atanacković, ifade özgürlüğünün bir lüks değil, evrimin bir aracı, varoluşsal bir ihtiyaç olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.