80 yaşındaki Sırbistanlı yazar Miodrag Topić, "Politika" gazetesinin "Yurt Dışındaki Hayatım" köşesi için kaleme aldığı itirafta, onlarca yıl Kanada'da yaşamasına rağmen hem yurt dışında hem de memleketi Belgrad'a döndüğünde kendini "yabancı" hissettiğini nedenleriyle birlikte açıkladı. Kanada'nın Toronto şehrinde yaşayan Topić, uzun yıllar memleketinden uzakta kalmasına rağmen bir insanın neden hem yabancı bir ülkede hem de kendi insanları arasında bir yabancı gibi hissedebileceğini belirtti. Kaydettiğine göre, Kanada'da üç yıl geçirdikten sonra teyzesi onu ilk gördüğünde "Bre, tam bir yabancı gibi görünüyorsun" demişti. Topić, yıllar geçtikçe kendini giderek daha fazla yabancı gibi hissettiğini, sadece giyim tarzı olarak değil, aynı zamanda "Roma'daysan Romalı gibi davran" ilkesine uygun olarak günlük hayata oldukça uyum sağladığını aktardı. İngilizcesinin Kanada'ya geldiğinden çok daha iyi olduğunu, bu dilde düşündüğünü, kitaplar okuduğunu, kredi kartları kullandığını ve "thank you" ya da "sorry" gibi ifadeleri sıkça kullandığını vurguladı. Starbucks'ta kahve içtiğini, Queen Street'te "fish and chips" ile Kilkenny birası yudumladığını, yıllık doktor kontrollerine gittiğini ve şirketteki Noel partilerine takım elbise ile katıldığını bildirdi. Belgrad'a düzenli olarak, iki yılda bir yaptığı ziyaretler sırasında (hala evinin orası olduğunu düşünse de), orada da yavaş yavaş bir yabancıya dönüştüğünü hissettiğini belirtti. Kanada'daki gibi olmayan her şeyin onu rahatsız etmeye başladığını; kasiyerlerin oturup poşetleme yapmaması, gülümsememesi, belge almak için sıranın önüne geçilmesi, otobüslerdeki kalabalıklar, yaya geçitleri, ağaçlarda sallanan plastik poşetler, harap binaların cepheleri ve eski asansörler gibi durumların artık ona normal gelmediğini kaydetti. Yakın çevresinde nasıl yaşadığına, orada nasıl hissettiğine dair çok fazla soru sorulmadığını, hatta bazı durumlarda cevabını bekleme isteği bile olmadığını aktardı. Gençliğin büyüdüğünü, kendisi hakkında sadece ebeveynlerinin anlattıkları kadar bilgiye sahip olduklarını dile getiren Topić, okul günlerine, tatillerde, işte veya kafede arkadaşlarıyla geçirdiği zamanlara dair anılarını paylaşacak kimseyi bulamamaktan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Hayatın zor olduğunu, işsizlik ve parasızlık olduğunu, sokaktaki insanların yüzlerinde az gülen insan olduğunu görse de, kafelerin dolu olduğunu ve gençlerin şık giyindiğini belirtti. Alışkanlık üzere kafeye gitse de, geceleri birlikte zaman geçirdiği kimsenin artık orada olmadığını, garsonların müdavimlerin ne içtiğini bildiği zamanların geride kaldığını vurguladı. Yine de bazı sohbetlerde rakı ve mezeyle birlikte ruhunun açıldığını, eski zamanlara geri döndüğünü ve bunun yeterli olduğunu aktardı. Dubrovnik'te bir süre geçirdiğini ve orada da kendini "gerçek bir yabancı" gibi hissettiğini kaydetti. Yeni mezarlıkta sevdiklerinin mezarlarını ziyaret ettiğini, çiçekler bıraktığını ve her yıl sayıları artan bu sevdiklerinin yanında sigara içtiğini bildirdi. Atlantik üzerinden uçarken, her seferinde Belgrad'da giderek daha fazla yabancılaştığını hissettiğini ve aynı zamanda Toronto'ya döndüğü için sevindiğini, ancak orada da kendini giderek daha fazla yabancı gibi hissettiğini belirtti. Toronto'da torunlarıyla birlikte yaşamaktan ve gün doğumlarına sevinmekten bahseden Topić, "En azından böyle olması takdir edilmişken burada yaşıyorum. Ayrıca evdekinden altı saat daha genç değil miyim?" sözleriyle hislerini dile getirerek yazısını tamamladı.