Yönetmen Slobodan Šijan'ın uzun süredir hazırlanan ve merakla beklenen filmi "Budi Bog sa nama", 53. FEST kapsamında dün akşam Sava centar'da prömiyerle gösterildi. Film, izleyiciyi iki dünya savaşı arasındaki döneme, Sırbistan sanat ve kültür tarihinin en hareketli dönemlerinden birine götürüyor.

Senaryosunu Biljana Maksić, Vladimir Mančić ve Slobodan Šijan'ın yazdığı yapım, Sırbistan'ın ilk film eleştirmeni ve yönetmenlerinden, avangardın öncülerinden Boško Tokin'in hikâyesini anlatıyor. Filmde Miloš Biković, Goran Bogdan, Sloboda Mićalović, Nebojša Dugalić, Viktor Savić, Sergej Trifunović, Nenad Okanović, Ivan Tomić, Andrija Milošević, Milutin Milošević, Miloš Samolov, Jovana Stojiljković ve Aleksandra Balmazović gibi geniş bir oyuncu kadrosu yer alıyor.

Šijan, filmin Tokin hakkında klasik bir biyografi olmadığını, onun hayatına dair oldukça özgür bir yazar yaklaşımıyla kurgulanmış bir fantezi olduğunu belirtmişti. Yapım aynı zamanda, çalışmalarıyla sanatın sınırlarını genişleten tüm yerli avangard sanatçılara bir saygı duruşu niteliği taşıyor.

Filmin merkezinde, Tokin'in varlığı yıllarca gizemle örtülü kalan filminin esrarengiz kayboluşu yer alıyor. Boško Tokin ile dadaist Dragan Aleksić, "Kačaci u Topčideru" ya da diğer adıyla "Budi Bog sa nama" filmini çekmiş, tam da bu filmin kayboluşu Šijan'ın hikâyesine çıkış noktası olmuştu.

"Budi Bog sa nama", ortaya çıktığı dönemde de dikkat çeken projelerden biriydi. Yapımın oluşumunda Ivo Andrić, Miloš Crnjanski ve Tin Ujević'ten Žanka Stokić ve Ita Rina'ya, hatta Kral Aleksandar Karađorđević'e kadar dönemin kültürel seçkinleri yer almıştı.

Šijan, filme ilham veren yapım hakkında aslında ne kadar az şey bilindiğini dile getirmişti. Boško Tokin ile dadaist Dragan Aleksić'in "Kačaci u Topčideru" ya da "Budi Bog sa nama" adlı filmi çektiğini, kendilerinin ikinci adı kullandıklarını anlatan Šijan, bu yapım hakkında yalnızca küçük bir yazı çıktığını, dolayısıyla içeriğine dair fazla bilgi bulunmadığını söylemişti. Šijan'a göre, ikisi de gazeteci olduğu için iyi bir tanıtım yapmış ve film etrafında bir mit yaratmıştı. Yalnızca 200 metre çekim yapıldığı biliniyor. Görüntü yönetmeninin âşık olduğu için filmi yaktığına ve filmin kaybolduğuna dair anlatılar bulunduğunu aktaran Šijan, amaçlarının kesinlikle iyi bir şaka olduğunu, çünkü ikisinin de avangard sanatçı olduğunu ifade etmişti.

Bu sıra dışı film hikâyesinde yer alan oyunculardan biri de, görüntü yönetmenlerinden Dragan Vukotić'i canlandıran Nenad Okanović. Okanović, çekimler sırasında karakterinin olay örgüsünün gelişiminde önemli bir rolü olduğunu ima etmiş, bu nedenle fazla ayrıntı vermek istememişti. Karakterinin pek de olumlu biri olmadığını belirten Okanović, doğrudan ortağı ve rakibinin, diğer görüntü yönetmenini canlandıran Ivan Tomić olduğunu, ayrıca Miloš Biković ve Sloboda Mićalović ile de ortak sahneleri bulunduğunu söylemişti. Okanović, Slobodan Šijan gibi bir yönetmenle çalışmanın kendisi için büyük bir onur olduğunu vurgulamıştı.

Okanović için film ayrıca önemli bir boyut taşıyordu; bu projede çalışırken daha önce fazla bilgi sahibi olmadığı yerli sinema tarihinin bir bölümünü öğrenmişti. Çekimler başlamadan önce Boško Tokin'in kişiliği ve eserleri hakkında hiçbir şey bilmediğini belirten Okanović, Sırp sinema tarihine dair pek çok şey öğrendiği için projenin parçası olmaktan memnuniyet duyduğunu ifade etmişti. Örneğin, Čiča Ilija'nın Karađorđe hakkındaki ilk Sırp uzun metraj filmini çektiğini bildiğini, bu filmin özel efektler içerdiğini ve Čiča Ilija Stanojević'i Sergej Trifunović'in canlandırdığını aktarmıştı.

Okanović, filmin konu aldığı dönemi anlatırken özellikle geçen yüzyılın yirmili yıllarının atmosferine ve Büyük Savaş'ın ardından sanatçıları ve tüm toplumu harekete geçiren enerjiye dikkat çekmişti. "Budi Bog sa nama" filminde yirmili yılların ve aktarılan olumlu enerjinin işlenmesinin çok güzel olduğunu belirten Okanović, Büyük Savaş sonrasında muazzam bir yaşam isteğinin hâkim olduğunu, iki savaş arası dönemde Branislav Nušić, Žanka Stokić, Čiča Ilija Stanojević, Ita Rina ve Miloš Crnjanski gibi parlak sanatçıların eser verdiğini söylemişti. Okanović, filmin bu kişilerin hayatlarından bölümleri işlediğini ve bu insanları görüp Sırbistan'daki o dönemin beyaz perdeye taşınmasının çok güzel olduğunu düşündüğünü ifade etmişti.