Avrupa Birliği, büyük göç krizinin üzerinden on yılı aşkın süre geçtikten sonra düzensiz sınır geçişlerine karşı yeni bir aşamaya giriyor. Bir zamanların kabul politikasının yerini artık caydırıcı önlemler, sığınma başvurularının askıya alınması ve AB toprakları dışında sınır dışı merkezleri kurulması alıyor.

Avrupa'nın güney sınırlarındaki artan baskı, Yunanistan'ı radikal önlemler almaya zorladı. Son aylarda göçmen akışı Ege adalarından hızla güneye, özellikle Girit adasına yöneldi. Bu yıl sadece Girit'e, savaşın yıktığı Libya'dan 12.500'den fazla kişi ulaştı.

Yunanistan Göç Bakanlığı, kitlesel ve olağanüstü göç dalgaları durumunda üye ülkelere sığınma başvurularını geçici olarak tamamen askıya alma imkânı tanıyacak özel bir Avrupa hukuk mekanizması oluşturulmasını talep etti.

Gazeteci Jasmina Pavlović Stamenić, Girit'in neden yeni odak noktası haline geldiğini anlatıyor. Girit'in kabul merkezi ve binlerce insan için altyapısı bulunmayan bir turizm bölgesi olduğunu belirten Pavlović Stamenić, Yunan yetkililerin hızlı tarama uyguladığını, koşulları karşılayanların 12 haftaya kadar süren sınır prosedürüne alındığını, geri kalanların ise ülkelerine geri kabul edilmedikleri için üç ila dört yıl kalabildikleri kapalı tutma birimlerine gönderildiğini söyledi. Pavlović Stamenić, bu nedenle AB'nin artık kendi sınırları dışında sınır dışı merkezleri kurulmasını açıkça değerlendirdiğini ifade etti.

2015'te göçmenlerin açık kollarla karşılandığı dönemin aksine, uzun süreli kalışlar ve olaylar Akdeniz genelinde vatandaşların tutumunu değiştirdi. O dönem Yunanistan üzerinden bir milyon kişinin geçtiğini hatırlatan gazeteci, zamanla aşırı kalabalık kamplarda huzursuzluk, yağma ve mal tahribatı yaşandığını, atmosferin tamamen değiştiğini belirtti. Bugün Girit'te kimsenin kendi mahallesinde kabul merkezi kurulmasını istemediğini kaydeden Pavlović Stamenić, Viyana, Paris ve Brüksel gibi Batı metropollerinde de 10 yıl önce gelen milyonlarca kişinin başarısız entegrasyonunun sonucu olarak güvensiz bölgeler oluştuğunu söyledi.

AB'deki resmî veriler sığınma başvurularının yaklaşık yüzde 25 azaldığını gösterse de uzmanlar bunun tehlikeli bir yanılsama olduğu ve göçün yalnızca yasa dışı kanallara kaydığı uyarısında bulunuyor.

Sığınma Arayanları Koruma ve Yardım Merkezi Direktörü Radoš Đurović, caydırıcı önlemlerin Libya gibi savaş bölgelerinden kaçan insanları durduramayacağını vurguluyor. Đurović, "Duvar ördüğünüzde ve sığınmayı kaldırdığınızda bu insanları durdurmuyorsunuz, doğrudan organize suçun kucağına itiyorsunuz" diyor. Kaçakçıların astronomik paralar kazandığını, göçmenlerin ise hiçbir belge olmadan kayıt dışı sektörde çalışmaya mahkûm kaldığını belirten Đurović, tahminlerine göre Sırbistan üzerinden 30.000'den fazla göçmenin geçtiğini, resmî kamplarda ise yalnızca birkaç yüz kişinin bulunduğunu kaydediyor. Đurović'e göre bu durum resmî istatistiklerin sahadaki gerçek durumu yansıtmadığını gösteriyor.

Avrupa Birliği Macaristan, Hırvatistan ve Romanya sınırlarındaki kontrolleri sıkılaştırırken Sırbistan, "AB'nin son bekleme salonu" olarak son derece kırılgan bir konumda bulunuyor.

Đurović, Sırbistan'ın sözde bir "sandviç" içinde yer aldığını belirtiyor. AB'nin katı sınırlar ve hızlandırılmış prosedürler uygulaması halinde çok sayıda insanın uzun bir süre Sırbistan tarafındaki sınırda mahsur kalma riskinin gerçek olduğunu ifade eden Đurović, Asya ve Afrika'dan gelen geleneksel güzergâhların yanı sıra nisandan bu yana Ukrayna ve savaş bölgelerinden artan yeni bir akış gözlemlediklerini, bu bölgelerden Sırbistan üzerinden yaklaşık 70.000 kişinin geçtiğini ve bunun kabul kapasiteleri için yeni bir zorluk oluşturduğunu sözlerine ekliyor.