Rusya, ABD ve İsrail'in geçen yaz başlattığı çatışmaların başlangıcından bu yana İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunu devralmayı defalarca teklif ettiğini aktardı. Ancak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, bu seçeneğin Washington'ın ilgisizliği nedeniyle şu anda müzakere masasında olmadığını belirtti. Diğer yandan, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD'nin "nükleer tozu" devralabileceği yönündeki açıklamalarına rağmen Tahran, uranyum transferi konusunda hiçbir zaman görüşmediğini vurguladı. Moskov Times, Rusya'nın önerisinin, Moskova ile Tahran arasındaki uzun yıllara dayanan nükleer işbirliği ve İran'ın Batı'ya kıyasla Rusya'ya daha fazla güven duyması göz önüne alındığında uzlaşmacı bir çözüm olabileceğini aktardı. Bu meselenin, İran'daki çatışmaların sona erdirilmesi müzakerelerinde kilit konulardan biri haline geldiği kaydedildi. İran uranyumu bugün sadece teknik bir konu değil, aynı zamanda merkezi bir jeopolitik problem teşkil ettiğini belirtti. Tahran'ın sahip olduğu bu stokların, küresel bir rekabetin konusu haline geldiği vurgulandı. ABD nükleer silah gelişimini engellemek amacıyla bunları ortadan kaldırmak isterken, Rusya ve Çin Ortadoğu'daki etkilerini artırma fırsatı olarak gördüklerini kaydetti. Ancak İran için bu materyal, egemenlik, stratejik güç ve ulusal prestij meselesi olarak açıkladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) tahminlerine göre İran, sivil kullanım için gereken seviyenin çok üzerinde olan yaklaşık 440 kilogram yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu bildirdi. Ayrıca daha düşük zenginleştirme seviyelerinde ek miktarların da bulunduğunu aktardı. Yüzde 60 oranındaki bu materyalin, nükleer silah seviyesine sadece bir teknik adım uzaklıkta olduğu için en büyük endişe kaynağını teşkil ettiği kaydedildi. İran programının yalnızca barışçıl amaçlar taşıdığını belirtse de, Batılı ülkeler bu materyalin nispeten hızlı bir şekilde daha da zenginleştirilebileceğinden endişe duyduklarını açıkladı. Bu nedenle, İran uranyumunun dünya üzerindeki en hassas nükleer stoklardan biri haline geldiği kaydedildi. Trump'ın "nükleer toz" ifadesinin bilimsel bir terim olmayıp, nükleer tesislere yapılan bir saldırı sonrası potansiyel olarak hasar görmüş veya gömülmüş uranyumu tanımladığını belirtti. Uzmanlar, böyle bir materyalin ortadan kaybolmadığı, tünellerde, moloz yığınlarında veya konteynerlerde kalabileceği konusunda uyarıda bulunduklarını açıkladı. Bunun çıkarılmasının karmaşık kazı ve temizleme operasyonları gerektirdiği kaydedildi. İşte bu noktada Rusya'nın teklifi devreye giriyor. Moskova, uluslararası kurumların denetiminde İran uranyumunu devralmayı, taşımayı ve depolamayı önerdiğini açıkladı. Uzmanlar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın katılımıyla böyle bir operasyonun lojistik olarak son derece zorlu olmasına rağmen uygulanabilir olduğunu belirtti. Ancak sorunun sadece teknik nitelikte olmadığını vurguladı. İran, uranyumunu ABD'ye devretme olasılığını politik olarak kabul edilemez ve sembolik olarak aşağılayıcı bularak kesin bir dille reddettiğini açıkladı. Ülkede nükleer programın on yıllardır teknolojik ilerlemenin ve dış baskılara karşı direnişin sembolü olduğu kaydedildi. Bu arada Çin de olası bir çözüme ilgi gösterdiğini belirtti. İran petrolünün en büyük alıcısı olarak Pekin, çatışmanın tırmanmasını önlemek ve enerji akışlarının istikrarını sağlamak için güçlü bir motivasyona sahip olduğunu aktardı. Çin'in katılımının diplomatik tabloyu daha da karmaşık hale getirdiğini, ancak İran uranyumu sorununun ne kadar küresel hale geldiğini de teyit ettiğini vurguladı. Bu stokların kaderi, müzakerelerin sonucu için belirleyici olabileceği kaydetti. Uranyumun transfer edilip edilmeyeceği, seyreltilip seyreltilmeyeceği, uluslararası denetim altına alınıp alınmayacağı veya İran'da kalıp kalmayacağı meselesinin, sadece bu çatışmanın sonunu değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki gelecekteki güç dengesini de belirleyeceğini açıkladı.