Acıbadem Sağlık Grubu, akciğer kanseri tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavilerin bir arada uygulandığı kapsamlı bir yaklaşım sunmaktadır. 35 yıldan fazla bir süredir, akciğer kanseri tanısı alan hastalara kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleri sağlanmaktadır.

Acıbadem'deki uzmanlar, cerrahlar, radyonkologlar ve medikal onkologlar iş birliği yaparak tüm hastalara en iyi tedavi sonuçlarını sağlamayı hedeflemektedir. Akciğer tümörlerinin cerrahi olarak çıkarılması, hastalığın uzun dönem kontrolü açısından en etkili yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Tümör 4 cm'den küçük ve lenf düğümlerine sıçramamışsa, işlem gerçekleşebilir ve tedavi sonlandırılabilir. Bu durum, akciğer tümörlerinin birinci evre olarak tanımlanmaktadır. Tümör ne kadar küçükse, cerrahinin başarı oranı da o kadar yüksek olmaktadır. Ülkeye göre, hastaların yaklaşık %20'si bu evrede tanı almaktadır ve bu hastalar cerrahi tedavi için uygundur.

Acıbadem’deki uzman cerrahlar, ikinci evredeki tümörlere ve bazı durumlarda üçüncü evredeki hastalara cerrahi müdahale yapabilmektedir. Bu tür hastalarda, cerrahi işlem, kemoterapi, immünoterapisi ve radyoterapi gibi diğer tedavi yöntemleri ile kombine edilebilmektedir. Akciğer tümörü cerrahisinde öncelik, her zaman minimal invaziv tekniklere verilmektedir. Bu, robotik cerrahi ve video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) gibi yöntemleri kapsamaktadır. Geleneksel açık cerrahide, 10 ile 20 cm arasında değişen büyük kesiler gerekmektedir. Göğüs ve interkostal kaslar kesilmekte, kaburgalar ayrılarak akciğere erişim sağlanmaktadır. Minimal invaziv teknikler kullanıldığında bu adımların hepsi atlanmaktadır. Akciğere, 1-2 cm uzunluğundaki küçük kesilerle ulaşılmakta ve böylece çevre dokulara olan zarar önemli ölçüde azalmaktadır. Bu yaklaşım neticesinde, hastalar daha az acı çekmekte ve daha hızlı iyileşmektedir. Günümüzde, bu tür işlemleri gerçekleştirebilen son derece eğitimli cerrah sayısı kısıtlıdır. Acıbadem’deki toraks cerrahları yıllık olarak binin üzerinde işlem gerçekleştirmektedir.

Sistemik tedaviler, akciğer tümörlerinin 2, 3 ve 4. evrelerinde hayati bir rol oynamaktadır. Geçmişte, kemoterapi temel sistemik tedavi seçeneği iken, günümüzde tıptaki ilerlemeler, tedavi seçeneklerini artırmıştır. İmmünoterapisi ve hedefe yönelik tedaviler artık akciğer kanseri tedavisinde kullanılmaktadır.

Daha önce, nesin hücreli akciğer kanserinin tedavisinde, kemoterapi ilk tedavi seçeneği olarak uygulanmaktaydı. Tedaviye yanıt oranı %20-30 civarındayken, ortalama sağ kalım süresi 12-14 ay aralığındadır. Günümüzde, akciğer kanseri tedavisi, normal hücrelerin kanser hücrelerine dönüşüm sürecinin anlaşılmasıyla daha etkili hale gelmektedir. Kanser hücrelerindeki genetik değişiklikler tanımlanmakta ve mevcut tedavi seçenekleri bu değişikliklere göre değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, tedaviye yanıt oranlarını %65-90'a çıkarabilmekte ve seçilen hastalarda sağ kalım süresini 1-7 yıl arasında uzatabilmektedir.

Sistemik tedaviler de bir arada kullanılabilmektedir. İmmünoterapisi, kemoterapi ile birlikte kullanılmakta; bu tedaviler ayrıca radyoterapi ve cerrahi ile entegre edilebilmektedir.

Radyoterapi, akciğer kanserinin çeşitli evrelerinde uygulanabilmektedir. Erken aşamada, diğer sağlık sorunları nedeniyle cerrahinin uygun olmadığı durumlarda birincil tedavi seçeneği olarak düşünülebilmektedir. Seçilen vakalarda, tedavi yalnızca bir radyoterapi seansı ile tamamlanabilmektedir.

Yerel ilerlemiş hastalık durumunda metastaz olmaksızın, radyoterapi, birincil tedavi yaklaşımı olarak kemoterapi ile birleştirilebilmektedir. Tümör potansiyel olarak cerrahisi yapılabilir olduğunda, cerrahiden önce tümörün boyutunu azaltmak amacıyla kemoterapi ile birlikte radyoterapi de kullanılabilmektedir.

İlerlemiş evrelerde metastaz varlığında, radyoterapi, hastaların yaşam süresini uzatmakta ve öksürük, ağrı veya nefes darlığı gibi şikayetleri hafifletmektedir.

Acıbadem’deki radyoterapi ve onkoloji bölümü, dünyada benzeri az bulunan çift uyarlanabilir radyoterapi yaklaşımını sunmaktadır. Bu, MRI ve CT rehberliğinde yapılan uyarlanabilir radyoterapi sistemlerini içermektedir. Uyarlanabilir radyoterapi, tedavi planının hastanın anatomisine göre gerçek zamanlı olarak uyarlanmasını sağlamaktadır. Bu durum, akciğerlerdeki tümörlerin nefes alma sırasında hareket edebileceği göz önüne alındığında oldukça önemli bir avantaj sunmaktadır. Bu teknolojiler, yüksek enerjili radyasyonun tümörlere son derece hassas şekilde hedeflenmesini sağlamakta ve böylece tedavi süreçlerinde mükemmel bir doğruluk düzeyi sağlamaktadır.

Modern tedavi yöntemlerinin nasıl daha iyi sonuçlar elde edebileceğine ilişkin gerçek deneyimlerin anlaşılması kolaylaşmaktadır. 36 yaşındaki bir hasta, sürekli öksürük sebebiyle Acıbadem’e yönlendirilmiştir. Görüntüleme ile akciğerlerde çok sayıda kitle tespit edilmiş ve biyopsi akciğer kanserini doğrulamıştır.

İlerleyen moleküler analizler ile tümördeki spesifik genetik değişiklikler belirlenmiştir. Bu bulgular doğrultusunda standart kemoterapi yerine hedefe yönelik tedavi uygulanmıştır. Bir ay içinde tümör boyutunda belirgin bir küçülme gözlemlenmiştir.

Hasta, hastalığın etkili kontrolü ile birlikte tedaviye 20 ay boyunca devam etmiştir. İlk ilerleme belirtisi görüldüğünde, yeni bir genetik değerlendirme gerçekleştirilmiş ve tedavi stratejisi buna göre uyarlanmıştır. Bu yaklaşım, hastalığın kontrolünü sonraki üç yıl boyunca sağlamıştır. Daha fazla ilerleme kaydedildiğinde, tümör büyümesini yavaşlatmak ve metastazları engellemek amacıyla bir başka tedavi değişikliği yapılmıştır.

Bugün, tanı konulmasından beş yıl sonra hasta, günlük aktivitelerini oldukça iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu vaka, kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin ve uzun dönemli sürekli değerlendirmenin akciğer kanseri yönetiminde nasıl yardımcı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca, tıbbi bilginin ve bu tedavi yaklaşımlarının uygulanmasındaki becerilerin sürekli güncellenmesinin önemini de vurgulamaktadır.