Finlandiya'daki Helsinki Üniversitesi'nden bir ekip tarafından yakın zamanda yürütülen bir çalışma, ortalama çocuk sayısından daha fazla veya hiç çocuk sahibi olmamanın, daha kısa yaşam süresi ve daha hızlı biyolojik yaşlanma ile bağlantılı olduğunu bildirdi. Araştırmacılar, bulguların bireyler için bir sağlık tavsiyesi olarak algılanmaması gerektiğini, bunun yerine evrimsel biyolojiye dair yeni teorilere uyan popülasyon düzeyinde bir bağlantı olduğunu vurguladı. Örneğin, vücut teorisi, yaşamlarımızın üreme ve hayatta kalma arasında bir denge olduğunu, eğer kaynakların çoğu ilkine harcanırsa ikincisine daha az kaldığını belirtiyor. Bu yıl 8 Ocak'ta Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada, genetik faktörlerin etkisini en aza indirmek amacıyla 14.836 ikiz kadının verileri analiz edildi. Hiç çocuk doğurmayan veya ortalama 6,8 çocukla en yüksek grupta yer alan kadınların, biyolojik yaşlanma ve ölüm riski açısından daha kötü performans gösterdiği belirlendi. En düşük biyolojik yaşlanma ve ölüm riski göstergelerinin, ortalama iki ila üç çocuk sahibi olan ve gebeliklerini yaklaşık 24 ila 38 yaşları arasında yaşayan grupta kaydedildiği aktarıldı. Bu istatistiklerin doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi göstermediği, sadece büyük bir insan grubundaki bir bağlantıyı ortaya koyduğu vurgulandı. Yaşam süresi ve biyolojik yaşlanmayı birçok başka faktörün de etkilediği ifade edildi. Helsinki Üniversitesi'nden Epigenetikçi Miina Olikainen, bu çalışmanın ebeveynliğin faydalarını gösteren diğer araştırmalar bağlamında da değerlendirilmesi gerektiğini, kadınların bu bulgulara dayanarak kendi çocuk planlarını veya arzularını değiştirmeyi düşünmemesi gerektiğini belirtti.