Sırbistanlı yayın evi Geopoetika, Keiçiro Hirano'nun "Duboko u sebi" ve Andrej Blatnik'in "Rupe" adlı romanlarını yayınladı.
Japonya edebiyatının önemli isimlerinden Keiçiro Hirano, "Neki Čovek" romanıyla kısa sürede Geopoetika'nın en çok satan kitabı olmuştu. Şimdi aynı yayınevinde yeni bir romanı "Duboko u sebi" ile okuyucu karşısına çıkıyor. Bu roman hem SF ailesi hikayesi hem de felsefi bir romandır ve birçok varoluşsal, etik ve sosyal soruya değinir. Kitabı Divna Glumac Japonca'dan Türkçeye çevirdi.
Hikaye yakın gelecekteki Japonya'da geçer ve burada artık olmayan insanların sanal figürleri yaratılır ve talep edilir. Hirano korkutucu ama gerçekçi bir senaryo sunuyor: Teknolojinin gelecekte konuşma, alışkanlıklar, düşünceler hatta fiziksel görünüşü bile kaydetme ve hatta sanal olarak canlandırma kapasitesine sahip olabileceği. Ancak bu sadece bilim kurgu romanı değil; insan anlama ve (ön)tanımlama sınırları hakkında derin ve özgün bir düşünce sunuyor. Özellikle de yakın ilişkilerdeki karmaşıklıklara odaklanıyor.
"Duboko u sebi", aşk, ölüm, eutanazi, özgür iradeden sorumluluk, yalnızlık, kimlik, yoksulluk ve zenginlik gibi konuları ele alıyor. Hirano'nun en olgun romanlarından biri olan "Duboko u sebi", tüm nesillere hitap ediyor çünkü bu kitapta bolca bulunan influencerlar, avatarlar ve sanal figürler aslında gelecekteki bu dünyaya karşı kendimizi sorgulamamızı sağlıyor.
Diğer yandan, Slovenya'nın en çok çevrilen ve tanınmış modern yazarlarından Andrej Blatnik'in "Rupe" adlı kitabı da Ivana Antić tarafından Türkçeye çevrildi. Bu roman, mizahla, ironi, alayla, çok katmanlı ve çeşitli türlerle dolu bir parçalanmış dünya anlatıyor.
Blatnik, post-apokaliptik bir varsayımdan yola çıkarak korku, kaygı ve büyük soruyu ele alıyor: Sanat gerçekliği değiştirebilir mi? Aynı zamanda bu distopik dünyaya umut ekliyor.
"Rupe", gerçeklikten kaçmak için kullanılan sığınaklar, içinde yaşadığımız bilgi balonları, ideolojik çukurlar, kolektif hafızadaki boşluklar ve toplumdaki çatlaklar olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle, romanın her karakteri, başkahraman dahil olmak üzere kendi "rupesinde" yaşıyor ve okuyucular da bu metaforu kendi yorumlarıyla tamamlayabilirler.