Hunza halkının kökeni, benzersiz uzun yaşamları kadar gizemli bir konudur. Bu konuda yanıtlar, uzun yıllardır genetik, çevre ve yaşam tarzındaki alışılmadık kombinasyonda aranmakta, bazı teoriler ise Basklar ile Büyük İskender'in ordusu arasında olası bağlantılara işaret etmektedir.

Pakistan’ın en kuzeyinde, Gilgit-Baltistan bölgesindeki yüksek dağ vadisi Hunza'da, neredeyse efsanevi bir saygıyla anılan bir topluluk yaşamaktadır. Yerel anlatımlara göre, bu halkın birçok üyesi, sıklıkla 100 yaşından fazla yaşamaktadır. Bazı bireylerin 120 veya hatta 130 yaşına kadar ulaştığı iddia edilirken, 140 yıllık yaşlardan da söz edilmektedir. Ancak, Hunza halkı geleneksel olarak doğum kayıtlarına veya resmi belgelere sahip olmadığı için bu iddialar kesin olarak kanıtlanmamaktadır.

Ortalama yaşam süresinin yaklaşık 67 yıl olduğu bir ülkede, Hunza vadisi istatistiklere meydan okuyan bir istisna gibi görünmektedir. Araştırmacılar, ilerleyen yaşlarda düşük doğum oranları veya diğer dünyada yaygın olan kronik hastalıkların neredeyse hiç görülmemesi gibi alışılmadık durumları belgelemekte. Bu durumun en çok, saf doğa, fiziksel faaliyet ve spesifik beslenme alışkanlıklarının birleşimiyle açıklandığı vurgulanmaktadır.

Hunza halkının beslenme tarzı, modern tüketim alışkanlıklarından büyük ölçüde farklıdır. Günlük diyetleri, neredeyse tamamen kendi ürettikleri gıdalara dayanmaktadır. Mineral bakımından zengin olan suyu, doğrudan buzul kaynaklarından içmektedirler. Sanayi işlenmiş gıdalar ise oldukça nadir görülmekte; köyler, şehir merkezlerinden uzakta ve zayıf bağlantıya sahip olduğundan bu durum geçerlidir.

Onların beslenmesinin temelini bitkisel gıdalar oluşturmaktadır. Kayısı, Hunza sağlığının neredeyse sembolü olarak özel bir yer tutmaktadır. Taze veya kuru olarak tüketilirken, çekirdekleri de kullanılmaktadır. Uzun açlık dönemleri, haftalarca hatta aylarca sürebilmekte, bu dönemde beslenme genellikle kayısı suyu ve küçük miktarlardaki çekirdeklerle sınırlı kalmaktadır. Bu uygulama, vücudu doğal yoldan detoks etmek için benimsenmiştir.

Meyvenin yanı sıra, Hunza halkı günlük olarak arpa, buğday ve darı gibi tam tahılları tüketmektedir. Ekmek, katkı maddesi olmadan, tam tahıldan yapılmaktadır. Sebzeler sezonluk ve yerel olarak temin edilmekte olup, genellikle patates, ıspanak, pancar, havuç ve çeşitli baklagillerden oluşmaktadır. Et ise nadiren, genellikle özel günlerde, az miktarda tüketilmektedir. Süt ürünleri ise, en çok fermente süt veya yoğurt formunda, ölçülü olarak tüketilmektedir.

Şeker, işlenmiş yağlar ve alkol, beslenme alışkanlıklarında neredeyse hiç yer almamaktadır. Yiyecekler basit, besleyici ve zor dağ koşullarına uygun şekilde hazırlanmış olup, yavaş, doğal yaşam ritmine de hitap etmektedir.

Beslenmenin yanı sıra, günlük fiziksel aktivite de kaçınılmaz bir unsurdur. Dağlık arazide yürüyüş, tarımda çalışma, yoga, nefes egzersizleri ve meditasyon günlük yaşamın bir parçasıdır; bu aktiviteler, serbest zaman etkinlikleriyle sınırlı değildir.

Hunza halkının kökeni de ilgi uyandırmaktadır. Bu halk, çevrelerindeki diğer insanlardan daha açık tenli olup, konuşulan Burusaski dili büyük dil gruplarına dahil değildir. Dilbilimciler, Bask dili ile bazı benzerlikler tespit etmiş, bu durum birçok köken teorisinin önünü açmıştır.

En bilinen varsayımlardan biri, Hunza halkının Büyük İskender'in askerlerinin torunları olduğudur. Büyük İskender’in seferleri sırasında bu dağlık bölgede bulunan askeri birliklerin burada yerleşik bir topluluk oluşturduğu iddia edilmektedir. Bu teori için kesin kanıt olmasa da, Hunza halkına dair doğaüstü bir aura kazandırdığı da belirtilmektedir.

Genetik, yaşam tarzı veya her ikisinin kombinasyonu ne olursa olsun, kesin olan bir şey vardır: Hunza vadisi, uzun yaşam ve yaşam kalitesi açısından dünyanın en etkileyici yerlerinden biri olarak kalmaya devam etmekte; beslenme biçimleri ve bedenle doğa arasındaki ilişkileri, modern sağlıklı yaşlanma araştırmalarına ilham kaynağı olmaktadır.