Cenevre ve Lozan Üniversitelerinden bilim insanları, “SWISS100” projesi kapsamında İsviçreli yüz yaşındakiler üzerinde yürüttükleri araştırmanın şubat ayında “Aging Cell” dergisinde yayımlanan sonuçlarını aktardı. Uzmanlar, yüz yaşındakilerin yaşlanmayı durdurmadığını ancak kilit vücut sistemlerini beklenmedik şekilde “genç” tutan özgün moleküler imzalar taşıdığını belirtti. Bu nadir bireylerin biyolojik dirençlerinin, diğer yaşlı popülasyonlara göre farklı şekilde yaşlanmalarını sağladığını kaydetti. Popülasyonun çok küçük bir kısmı yüzüncü yaş gününü kutlamakta; örneğin, İsviçre'de nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 0,02'si yüz yaşına ulaşıyor. Araştırmacılar, bu nadir bireyleri standart şekilde yaşlananlardan ayıran özellikleri anlamak amacıyla üç yaş grubundan alınan kan örneklerinde 724 protein seviyesini ölçtü. Odak noktası, iltihaplanma ve kardiyovasküler sağlıkla ilişkili belirteçler oldu. Cenevre Üniversitesi araştırmacısı ve çalışmanın başyazarı Flavien Delhaes, ölçülen 724 proteinden 37'sinin olağanüstü sonuçlar verdiğini açıkladı. Yüz yaşındaki bireylerin bu 37 proteinin profillerinin, seksen yaşındaki kişilerin profillerine kıyasla en genç gruptakilere daha yakın olduğunu vurgulayan Delhaes, yüz yaşındakilerin yaşlanmadan tamamen kaçınmadığını, ancak belirli kilit mekanizmaların önemli ölçüde yavaşladığını belirtti. Bu proteinlerin hücreleri bir arada tutan hücre dışı matrisi koruma, tümörlerden korunma ve yağ ile şeker metabolizmasını düzenleme görevlerini üstlendiğini kaydetti. Biyolojik araştırmanın başında bulunan Karl-Heinz Krause, oksidatif stresle bağlantılı beş proteinin sonuçlarının şaşırtıcı olduğunu ifade etti. Yüz yaşındakilerin, standart geriatrik popülasyona göre önemli ölçüde daha düşük antioksidatif protein seviyelerine sahip olduğunu aktaran Krause, bu kişilerin oksidatif stres seviyelerinin doğal olarak düşük olması nedeniyle vücutlarının kendilerini savunmak için antioksidatif protein üretmeye daha az ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Çalışma ayrıca, insülin kontrolünde anahtar rol oynayan GLP-1 hormonunu etkileyen DPP-4 proteininin önemli rolünü de ortaya koydu. Yüz yaşındaki bireylerde DPP-4'ün iyi korunmuş olmasının, düşük insülin seviyelerini sürdürmelerine ve hiperinsülinizm ile metabolik sendromdan korunmalarına olanak sağladığını açıkladı. Delhaes, bunun, yüz yaşındakilerin büyük miktarlarda insülin üretmeye gerek kalmadan iyi bir kan şekeri dengesi sağladığını gösteren sezgiye aykırı bir mekanizma olduğunu vurguladı. Ayrıca, inflamatuvar protein interlökin-1 alfa seviyelerinin bu grupta belirgin şekilde düşük olduğu bildirildi; bu da uzun yaşamın artan biyolojik aktivite yerine dengeli bir metabolizma ile ilişkili olduğunu işaret ettiğini “SciTechDaily” aktardı. Uzun vadede, bu bulguların yaşlı nüfusta kırılganlıkla mücadelede yeni tedavi yaklaşımlarına yol açabileceği belirtildi. Ancak çalışma yazarları, gücün bireyin elinde olduğunu vurguladı. Genetik yatkınlığın yalnızca dörtte bir oranında rol oynadığını, geri kalanının ise yaşam tarzıyla belirlendiğini açıkladı. Araştırmacılar, “Şimdilik çalışmamız, hepimizin üzerinde etkili olabileceği sağlıklı bir yaşam tarzının önemini ortaya koymaktadır. Zira uzun ömürlülüğün genetik bileşeni sadece yüzde 25 civarında olduğundan, yetişkinlik dönemindeki yaşam tarzı güçlü bir kaldıraçtır: beslenme, fiziksel aktivite ve sosyal ilişkiler,” ifadelerini kaydetti.