Dünya Bankası'nın değerlendirmelerine göre, kadınların iş hayatına katılımını engelleyen engellerin kaldırılması birçok ülkede kişi başına düşen geliri yaklaşık %20 oranında artırabilir.
Kadınlar dünyanın dört bir yanından daha adil çalışma koşulları için mücadele ediyor olsa da, bazı ülkelerde ev dışında çalışmak için temel hakları hala yasalar, sosyal normler ve eşlerin kararlarına bağlı kalıyor.
Bu tür kısıtlamalar sadece kadınları değil, tüm aileleri ve ulusal ekonomileri de olumsuz etkiliyor. Britanya haftalık dergisi The Economist'un analizi, bu durumun özellikle Güney Asya'da, Orta Doğu'da ve Kuzey Afrika'da görüldüğünü ortaya koyuyor.
Güney Asya'da iş gücüne katılan kadınların oranı yaklaşık üçte bir, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da ise sadece beşte biri aktif olarak çalışıyor veya iş arıyor.
Liberal toplumlardan patriyarkal toplumlara bakıldığında, kadınlara ait gelir payındaki farklar açıkça ortaya çıkıyor.
Fransa'da bu oran 1990 yılından beri %35'ten %44'e yükseldi. Pakistan'da ise aynı dönemde sadece %1,5'den %9'a çıktı, bu da hala oldukça düşük bir seviye.
Bu durum, bazı ülkelerin iş gücü potansiyelinin ne kadar büyük ölçüde kullanılmadığını gösteriyor.
Mısır'daki bir deneyde, ebeveynlere çocuk bakımı hizmetleri sunularak iş arama imkanı verilmiş. Ancak sadece %11 kadın bu teklifi kabul etti.
Birçok kadının en büyük engelin çocuk bakımı değil, işsizlik veya maaş miktarı değil, eşlerinin ev dışında çalışma izni vermemesi olduğunu gösteriyor.
%90'lık bir oranla Mısır kadınları, kadınların ev dışında çalışmasının doğru olması gerektiğini düşünüyor ancak derinlemesine kök salmış sosyal normlar ve eşlerin otoritesi nedeniyle bu fikri uygulamada zorlanıyorlar.
Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya'daki bazı bölgelerde hala aile onurunun kadınların kamu hayatına katılımıyla ilgili olduğunu düşünülüyor.
Kadınların kendi geliri olduğunda, ev içi güç dağılımı da değişiyor.
The Economist, 27 ülkeden gelen verileri analiz ederek, ücretli iş yapan kadınların aile kararlarına daha fazla etki sahibi olduğunu buldu. Bu durum, aile bütçesinin dağıtımından günlük harcamalara ve zaman geçirme şekillerine kadar tüm alanlarda geçerli.
Analiz sonuçları, ücretli çalışmanın kadınlara sadece gelir sağlamakla kalmayıp aynı zamanda aile içinde daha adil ilişkilerin kurulmasına da katkıda bulunduğunu gösteriyor.
Kadınların daha fazla istihdam edilmesi için atılacak ilk adım yasal reformlardır.
Dünya Bankası'nın tahminlerine göre, yaklaşık 540 milyon kadın, resmi olarak kadın ve erkekler arasında eşitlik sağlayan yasaların henüz geçerli olmadığı ülkelerde yaşıyor.
Suudi Arabistan örneği, yasal reformların iş gücüne olan etkisini gösteriyor.
2011 yılındaki reformlar öncesinde Suudi Arabistan'daki kadınlar sadece sınırlı sayıda işte çalışabilir ve araba kullanma hakkına sahip değildi.
Bugün Suudi Arabistan'daki kadınlar hem çalışıyor hem de araba kullanabiliyor ve iş gücünde neredeyse iki kat artış kaydedildi. %18 olan 2010 yılı oranından %34'e çıktı.
Suudi Arabistan'da kadınların hakları konusunda hala birçok soru işaretinin bulunduğu göz önüne alındığında, işgücüdeki artış yasal değişikliklerin doğrudan etkisini gösteriyor.
Yasal engeller dışında, aile ve topluluk beklentileri de kadınların çalışmasını engelleyebiliyor.
Tarih bize, bu tür normların nispeten kısa sürede değişebileceğini gösteriyor.
İngiltere'deki bankalar 1975 yılına kadar bir kadının ev kredisi için eşinin onayını alması gerektiğini gerektiriyordu. Almanya ise 1997'de ev içi şiddeti suç saydı.
Bugün, bu ülkelerdeki sosyal görüşler o kadar değişti ki, eskiden geçerli olan kurallar birçok genç nesil tarafından neredeyse düşünülemez bulunuyor.
Değişimleri yasal reformlar başlatabilir, ancak aynı zamanda iş hayatına ilk adım atan kadınların örnek teşkil etmesi de önemlidir.
Bir konservatif ortamda çalışan ilk kadın, diğer kadınlara da bunu yapmaları için cesaret verebilir.
Hindistan'da yapılan bir deneyde, erkeklerin eşlerinin yerel fabrikalarda çalıştığını ve çalışma ortamının güvenli olduğunu gördüklerinde, işlerine başlamalarını daha olası bulduklarını gösteriyor.
Ek olarak, kadınların işe gittikten sonra eve dönüşlerini kolaylaştıran özel taşıma hizmetleri gibi ek önlemler de bu değişimi hızlandırabilir.
Okullar, sivil toplum kuruluşları, şirketler ve hükümet kurumları da toplumsal görüşleri değiştirebilir ve çalışan kadınlara güven duygusu sağlayabilir.
Dijital teknolojiler ve televizyon programları, kapalı toplumlardaki kadınların farklı yaşam modelleri görmelerini sağlıyor.
Değişim, en liberal ülkelerin örneklerini takip etmekle ilgili olmak zorunda değil. Genellikle komşu bir ülkenin örneği yeterlidir; kültürü benzer olsa da kadınlara daha fazla özgürlük sunan bir ülke.
Örneğin Irak'taki bir kadın, Türk televizyon dizilerinde başarılı ve iyi ödenen işlerde görülen kadınları izleyerek kendi potansiyelini farklı şekilde değerlendirebilir.
Üçüncü etken de finansal çıkar.
Hatta en muhafazakar ortamlarda da, kadının ailesine kazandırdığı ek gelir, ailenin kadın çalışmasına karşı bakış açısını değiştirebilir.
Ekonomistler bu durumu aile onuru ile gelir arasında bir denge olarak tanımlarlar. Kadının potansiyel geliri, ailesinin bütçesi için önemli hale geldiğinde, çalışma izni verme konusundaki direnç zayıflar.
Finansal çıkar, kadınların çalışmasına karşı olan muhalefetin zayıflaması için de etkili olabilir.