Günlük hayatta kullandığımız eşyaların isimlerini kendi ana dilimiz olarak kabul ederek rahatlıkla kullanıyoruz. Ancak bugün bir dükkana gidip zemin silmek için kullanılan veya meyveleri koymak için kullanılan kap istediğinizde, aslında yabancı kelimeler kullanmış olursunuz. "Kofa" ve "kanta" kelimeleri, her evde bulunan bu vazgeçilmez kapları ifade eden kelimeler, aslında yabancı dillerden alınmıştır.

Bu kelimeler Sırpçaya Türk fetihleri sırasında girmiş, "kanta" kelimesi ise daha sonra Almanca'dan benimsenmiştir. İkisi de Sırp dilinde o kadar yerleşmiştir ki bugün neredeyse hiç kimse onları yabancı bir kelime olarak algılamaz. Öte yandan, bu nesne için eski Sırpça kelime neredeyse günlük konuşmadan tamamen kaybolmuştur.

Bu unutulmuş Sırpça kelime "kabao"dur.

Kabao, eskiden tek saplı geleneksel ahşap bir kap anlamına geliyordu ve yüzyıllardır bizim coğrafyamızda inek, kuzu ve keçi beslemek, ayrıca su taşımak için kullanılıyordu.

Köylü evlerde ahşap kapların bakırdan ve ardından plastikten yapılmış olanlarla değiştirilmesiyle birlikte "kabao" kelimesi de tarihe karışmıştır.

Ancak, nesne kullanımından tamamen ortadan kalkmış olsa da kelime bir halk dilinde hayatta kalmayı başarmıştır. Şiddetli yağmur yağdığında, genellikle "kabao gibi yağıyor" deriz. Çoğu insan bu ifadeyi otomatik olarak kullanır, aslında eski ve bugün neredeyse unutulmuş ahşap kaptan gelen şiddetli su dökülmesini tarif ettiğini bilmeden.

Bu örnek, dilin tarihsel koşulların etkisi altında nasıl değiştiğini gösterir, ancak aynı zamanda bir diilde, deyimler ve ifadeler aracılığıyla geçmiş materyal kültürümüzün parçalarının nasıl korunabileceğini de gösterir.