Sırbistan'da geçmişte saç kesmek, modern dünyada olduğu gibi basit bir rutin değildi; aksine büyük saygı ve özenle karşılanıyordu. Eski zamanlarda saçın insanın yaşam gücünü koruduğuna inanılıyordu, bu nedenle saçın kısaltılması insanın kaderiyle doğrudan ilgili olarak görüldü.

Bu nedenle, kimin, ne zaman ve nasıl saç kesilebileceğine dair kesin kurallar içeren gelenekler vardı. Özellikle hamile kadınlar ve küçük çocuklar için saç kesmek en çok yasaklanan eylemdi.

Atalarımız, saçın büyüme hızı ve kalitesiyle Ay'ın evrelerinin doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyorlardı. Genç Ay döneminde saç kesilmesi saçın daha hızlı ve daha yoğun olmasını sağlayacağına inanılıyordu. Saç büyümesini yavaşlatmak istenenler ise Ay'ın azalan evresinde saç kesmeyi tercih ediyorlardı.

Bunların yanı sıra, "şeytani günler" olarak bilinen belirli luner takvim tarihleri (9., 15., 23. ve 29. luner gün) vardı. Bu günlerde makas kullanmak en şiddetli şekilde yasaklanmıştı. Bu günde makas kullananların hafızalarını ve zekalarını kaybedecekleri, hatta kendi hayatlarının bir parçasını "kesip" bu dünyadan ayrılmalarının hızlanacağı inanılıyordu.

Büyük Ortodoks bayramlarında yapılan işler de derin saygı ile karşılanıyordu. Bu günlerde ev işleri yapmak ve dünya işlerini yerine getirmek büyük bir günah olarak kabul ediliyordu, saç kesmek de bu tür ağır işlerle aynı kategorideydi.

Özellikle Büyük Cuma için en sıkı yasak vardı; nadiren biri bu günde saçını kesmeye cesaret ederdi ve bu yasak Paskalya'ya kadar devam ediyordu.

Sadece ahşap taraklar kullanılıyordu. Başkasının tarağı asla ödünç verilmezdi çünkü bu, başkalarının (çoğunlukla olumsuz) enerjisini biriktirdiği düşünülüyordu. Güneşin batması sırasında saç taraması yasaktı çünkü bu saatte kötü güçlerin aktif hale geldiği inanılıyordu.

Kadınlar saçlarını örerek ve bunları baş örtüleri altında saklayarak giyerlerdi; sadece özel durumlarda, örneğin düğünlerde veya cenaze törenlerinde saçlarını serbest bırakırlardı.

Cinsiyet de berber'e gitme gününü seçmede önemli bir rol oynuyordu. Kadınlar için "kadın günleri" olarak bilinen çarşamba ve cuma günü ayrılmıştı; erkekler ise Salı ve Perşembe günleri saçlarını keserdi; çünkü bu günlerde gökyüzündeki koruyucularının en aktif ve güçlü olduğu, bu nedenle saçlarının kesilmesiyle enerjik bağlantıları bozulmayacağı inanılıyordu.

Günün saati de önemliydi; akşam saatlerinde saç asla elle tutulmazdı. Güneşin batması karanlık güçlerin uyanışını sembolize ediyordu; bu yüzden akşam saatlerinde saç kesmek, kişinin doğaüstü varlıklara karşı savunmasız hale gelmesine neden olacağı düşünülüyordu. Bunun yanı sıra pratik bir sebep de vardı: mum veya lamba ışığında saçı düzgün ve güzel bir şekilde kesmek neredeyse imkansızdı.

Hamile kadınlar ve çocuklar için özellikle korkutucu inançlar vardı. Hamile bir kadının doğumdan önce saçını kesinmesi yasaktı; çünkü saç uzunluğu yaşam enerjisiyle ilişkiliydi. Bir hamile kadın saçını kestiği takdirde, gücünü kaybedeceği ve gökyüzündeki koruyucularıyla olan bağlantısını zayıflatacağı düşünülüyordu; bu da bebeğinin sağlığını doğrudan etkilerdi.

Yeni doğmuş bebekler için de benzer tabu vardı. Çocuklar birinci yaşını tamamlamadan önce saç kesilmezdi, bazı geleneklerde ise üçüncü veya hatta yedinci yıla kadar yasak devam ediyordu; çünkü erken saç kesimi çocuğun aklını alıp sağlığını bozduğu düşünülüyordu.

İlk saç kesimi özel bir ritüel ve karmaşık bir prosedürdü. Kesilen saçlar özenle toplanıp kırmızı iplikle bağlanırdı, sonra bebeğin büyüdüğüne kadar evdeki ikonların arkasında saklanırdı.

Bu gelenek geçmişte yüksek bebek ölüm oranıyla yakından ilişkiliydi. Birinci yıl boyunca bebeğin ailesini gözlemlediği ve "bu dünyada kalıp kalmayacağına" karar verdiği inanılıyordu. İlk yılın tamamlanması, çocuğun ailesini kabul ettiğini gösteriyordu; bu noktada saç kesme töreniyle resmi olarak ailenin bir parçası olarak kabul ediliyordu.

Günümüzde modern bilim, saçın gerçekten de vücudumuz ve organizmanın durumunu hakkında çok şey söyleyebileceğini doğrulamaktadır. Saç foliküllerinin analizi, hamile kadınlarda stres hormonu konsantrasyonunu belirlemeyi sağlar; bu da depresyon veya komplikasyon riskinin tespitine yardımcı olur. Ancak doğumun zorluğu ve bebeğin sağlığı saç uzunluğuyla hiçbir şekilde ilişkili değildir.

Tüm bu yasaklar ve kurallar, atalarımızın mitler ve semboller aracılığıyla çevreleyen dünyayı anlamaya ve özellikle de en yakınlarını korumaya çalıştıkları bir dönemin izlerini taşımaktadır.