Saatlerin ileri geri alınmasının kaldırılması yönündeki talepler güçlenirken, hangi zaman düzeninin benimseneceği tartışması sürüyor. Bu tartışmada öne çıkan "üçüncü zaman" önerisi, kalıcı kış saati uygulamasında kalınmasını, ancak çalışma saatleri ile okul derslerinin bir saat öne alınmasını öngörüyor.

Belgrad Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi, iç hastalıkları uzmanı ve nörobilim alanında bilimsel danışman olan Prof. Dr. Dragan Hrnčić, üçüncü zaman fikrinin ilginç olduğunu ancak basit ve herkes için geçerli bir çözüm olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Hrnčić'e göre bu model teoride insanlara gün ışığından daha fazla yararlanma imkânı sunuyor, ancak aynı zamanda gizli bir fizyolojik risk taşıyor.

Hrnčić, önerinin sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavramı ayırma imkânı tanıdığını belirterek, saatin gösterdiği zaman ile toplumsal faaliyetlerin düzenlendiği zamanın farklı şeyler olduğunu vurguladı. İnsanın biyolojik saatinin kış ya da yaz saati kavramlarını tanımadığını, ışığa ve karanlığa tepki verdiğini anlatan Hrnčić, işe başlama, okula gitme ve günlük işlerin bitiş saatlerini toplumun belirlediğini kaydetti.

Teoride iş veya ders başlangıçlarının öne alınmasının insanların işlerini daha erken bitirmesine ve gün ışığında daha fazla boş zaman kalmasına olanak tanıyabileceğini ifade eden Hrnčić, bunun özellikle çalışma saatlerinin doğal ritme, aile ihtiyaçlarına ve mevsim koşullarına uyarlanması halinde bazı kişilere uygun gelebileceğini söyledi.

Ancak Hrnčić'e göre burada önemli bir fizyolojik tuzak var: Standart yani kış saati korunup herkesten bir saat daha erken kalkması ve işlerine başlaması istenirse, standart saatin sabah ışığı açısından sağladığı avantajın bir kısmı ortadan kalkabilir. Örneğin hâlihazırda saat altıda kalkıp yedide işe başlayan birinin beşte kalkıp altıda başlamak zorunda kalması halinde vücudu daha erken uyanmayla, muhtemelen daha az uyku ve daha az sabah ışığıyla karşılaşır. Yatma saati öne alınmazsa kronik uyku kısalması riski de doğar.

Bu nedenle Hrnčić, "üçüncü zaman" olarak adlandırılan modelin basit ve herkes için geçerli bir çözüm olarak görülmemesi gerektiği görüşünde. Ona göre daha esnek çalışma saatlerinin, öğrencilerin yaşına göre farklı ders başlangıçlarının ve programların insanların ihtiyaçlarına göre uyarlanabilmesinin dikkate alınması çok daha anlamlı. Bu, biyolojik ritmi doğal olarak daha geç uykuya kaymış ergenler için özellikle önemli; çok erken ders başlangıcı yeterli uyku sağlanmasını zorlaştırabiliyor.

Hrnčić, iş ve okul düzenlemesinde belirli bir esnekliğin çözümün parçası olabileceğini, ancak bunu üçüncü bir zaman rejimiyle bir tutmadığını belirtti. Önce sirkadiyen biyoloji açısından en uygun istikrarlı zamanın seçilmesi, ardından toplumsal yükümlülüklerin insanlara yeterli uyku ve doğal ışık döngüsüyle en iyi uyumu sağlayacak biçimde nasıl düzenleneceğinin ele alınması gerektiğini söyledi.

Her türlü değişikliğin gerçek yaşamla uyumlu olması gerektiğini de ekleyen Hrnčić, ebeveynlerin çocuklarını okula götürdüğünü, toplu taşımanın kendi tarifeleri olduğunu ve farklı mesleklerin farklı ihtiyaçları bulunduğunu hatırlattı. Bu nedenle daha esnek çalışma ve okul saatlerinin değerlendirilmesini desteklediğini, ancak bunun bilimsel değerlendirmeyle yapılması ve tüm yükümlülüklerin bir saat öne alınmasının otomatik olarak sağlığa iyi geleceği varsayımından kaçınılması gerektiğini ifade etti.

Sırbistan'da okullarda sabah dersleri 08.00'de başlıyor; bu öneri hayata geçerse dersler 07.00'ye alınmış olacak ve diğer tüm düzenlemelerin de bu bir saatlik kaymaya uydurulması gerekecek.

Hrnčić, saat değişikliğinin kaldırılması fikrini destekliyor ve Sırbistan için en iyisinin kış saati uygulamasında kalmak olacağını düşünüyor. Mevsimsel saat değişikliğinden vazgeçilmesi için ikna edici gerekçeler bulunduğunu belirten Hrnčić, en önemli argüman olarak yılda iki kez saat değişiminin iç biyolojik saat ile dışsal, toplumsal zaman arasındaki uyumu bozmasını gösteriyor.

Organizmanın uyku hali, uyanıklık, bazı hormonların salgılanması ile gün içinde vücut sıcaklığı, dikkat ve metabolik süreçlerdeki değişimleri düzenleyen kendi ritmine sahip olduğunu anlatan Hrnčić, ışığın bu ritmi çevreyle uyumlu hale getiren en önemli dışsal sinyal olduğunu söyledi. Sorunun, biyolojik saatin duvardaki saat kadar hızlı yeni zamana uyum sağlayamaması olduğunu belirten Hrnčić, bunun özellikle ilkbaharda saatlerin ileri alınması için geçerli olduğunu, bir saat birden kaybedildiğini ve sık sık organizma biyolojik olarak uyanmaya hazırlanmadan kalkmak zorunda kalındığını ifade etti. Benzer durumun yaklaşan sonbahar saat değişikliği için de geçerli olduğunu kaydeden Hrnčić, sonuçların daha kısa uyku, gündüz uykululuğu, dikkat azalması ve daha yavaş tepki verme olabileceğini, bunun trafik ve iş yeri güvenliği açısından da önemsiz olmadığını dile getirdi.

İlkbahardaki saat değişikliğinin ardından akut kardiyovasküler olaylar dahil bazı olumsuz sağlık olaylarında artışa işaret eden epidemiyolojik çalışmalar bulunduğunu da aktaran Hrnčić, Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi'nin Journal of Clinical Sleep Medicine dergisinde yayımlanan uzman görüşünde mevsimsel saat değişikliğinin kaldırılmasını ve kalıcı standart zamana geçilmesini desteklediğini, İngiliz Uyku Tıbbı Derneği'nin de benzer bir tutum aldığını hatırlattı.

Hrnčić yine de bilimsel açıdan kesin olmak gerektiğini vurguladı: Her saat değişikliğinin her insanda bir sağlık sorununa yol açacağı söylenemez ve tüm araştırma sonuçları tam olarak örtüşmüyor. Ona göre en ikna edici argüman, saat değişikliğinin sağlık için felaket olduğu değil, biyolojik ve toplumsal ritimde tekrarlanan ve önlenebilir bir değişiklik olduğu, onu sürdürmek için de yeterince ikna edici bir gerekçe bulunmadığı. Bu nedenle toplumsal faaliyetlerin insan biyolojisine uygun biçimde düzenlenmesinin, iki kez yılda organizmadan idari bir karara uyum sağlamasının istenmesinden daha akılcı olduğunu savundu.

Saat değişikliği lehine tek bir argüman seçmesi gerekseydi bunun, yılın sıcak döneminde daha uzun ve aydınlık akşamların sağladığı pratik avantaj olacağını belirten Hrnčić, saat ileri alındığında gün ışığının büyük bölümünün insanların çoğunun iş ve okul yükümlülüklerini bitirdiği saate kaydığını söyledi. Bunun spor yapmayı, açık havada vakit geçirmeyi, sosyalleşmeyi ve bazı turizm ile yeme-içme faaliyetlerini kolaylaştırabileceğini ifade eden Hrnčić, bunun gerçek bir toplumsal avantaj olduğunu ve göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti. Ancak akşam ışığının uzun olmasının hoşumuza gitmesi ile hayatımızı düzenlediğimiz saatin yılda iki kez değiştirilmesinin iyi olup olmadığının farklı sorular olduğunu vurgulayan Hrnčić, insanlara akşam saatlerinde daha fazla ışığın uygun gelmesinin nedenleri bulunduğunu, ancak sabah ışığının baskılanmamasının da fizyolojik açıdan önemli olduğunu sözlerine ekledi.