Pankreas kanseri, hayatta kalma oranının son derece düşük olduğu, en agresif kanser türlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Tıptaki gelişmelere rağmen, ortaya çıkışının kesin nedenleri hala tam olarak açıklanamadığı için en büyük tehlikesi gizeminde yatmaktadır. Polonya'daki Gdanjsk Tıp Üniversitesi Onkolojik, Transplantasyon ve Genel Cerrahi Kliniği'nde görevli Genel Cerrahi ve Onkolojik Cerrahi Uzmanı Doktor Stanislav Hać, modern onkolojinin riski önemli ölçüde artıran faktörleri net bir şekilde tanımladığını ve kaderi tamamen kontrol edemesek de hastalığa yakalanma olasılığını önemli ölçüde etkileyebileceğimizi belirtti. Doktor Hać, kanserin kesin nedenlerinin bilinmemesinin sadece pankreas kanserine özgü olmadığını vurguladı. Aslında, nedenleri iyi anlaşılmamış birçok kanser türü olduğunu, rahim ağzı kanserinin HPV virüsüyle çok güçlü bir şekilde bağlantılı olması gibi nadir bir istisna dışında çoğunun gizemini koruduğunu kaydetti. Belirli kanser türleri ile egzersiz eksikliği, sigara, duman gibi çevresel faktörler ve hatta genetik faktörler arasında bağlantılar görüldüğünü aktaran Hać, sorunun, bunların temel soruya 'neden bu belirli kişide kanser gelişti?' cevabını verememesi olduğunu ve pankreas kanserinin bu konuda bir istisna olmadığını açıkladı. Daha önce de belirttiği gibi, kanser gelişim riskini artıran şeyleri bildiklerini ifade eden Onkolog Cerrah Doktor Stanislav Hać, ana örneğin akciğer kanseri ve sigara içimi olduğunu aktardı. Bir sigara içicisinin hastalığa yakalanma olasılığının sigara içmeyene göre 15 kat daha fazla olduğunu, ancak bunun sigaranın tamamen güvenli olduğu anlamına gelmediğini, sadece sigaranın en önemli kanserojen olduğunu belirtti. Aynı durumun pankreas kanseri için de geçerli olduğunu ve belirli davranışların ve seçimlerin riski artırdığını, bunların bilinen risk faktörleri olduğunu vurguladı. Doktor Hać'ın açıklamasına göre, tabağımıza koyduğumuz ve yediğimiz şeyler pankreas kanserine gerçekten katkıda bulunabilir. Örnek olarak, özellikle sık ve acı baharatlarla tüketilen domuz ve sığır eti dahil olmak üzere kırmızı ete olan düşkünlüğü gösterdi. Ardından, seri üretilen salamlar, şekerli gazlı içecekler, dondurulmuş fast food gibi tüm yüksek oranda işlenmiş ürünleri sıraladı. Sanayileşme seviyesinin daha yüksek olduğu yerlerde pankreas kanserinin daha sık görüldüğünün kanıtlandığını belirten Onkolog Cerrah Doktor Stanislav Hać, bu nedenle bu kanserin daha yüksek yaşam standartlarıyla ilişkili olduğunu, bir bakıma zenginlik hastalığı bile sayılabileceğini ifade etti. Doktor Stanislav Hać, şu anda yağ dokusunun ayrı bir organ olarak kabul edildiğini ve işleme yetenekleri sayesinde hormonal değişikliklerde ve bu hassas dengenin bozulmasında kilit rol oynayarak pankreas kanserinin yanı sıra diğer kanser türlerini de tetiklediğini açıkladı. Basitçe ifade etmek gerekirse, bunun gerçekten derin hormonal ve metabolik bozukluklara yol açtığını kaydetti. İki örnek veren Hać, obez kadınların kısırlığa yol açan derin bir dengesizlik yaşadığını, obez erkeklerin ise testosteron eksikliği yaşadığını ve bu durumları gerçekleştiren organın yağ dokusu olduğunu belirtti. Bununla da kalmayıp, bu değişikliklerin domino etkisi yaratarak tip 2 diyabet de dahil olmak üzere başka hastalıkları tetiklediğini aktardı. Hać, aynı zamanda diyabetin pankreas kanserinin ilk belirtilerinden biri olabileceğini ve diğer yandan bu kanser için bir risk faktörü olduğunu, mekanizmayı ise hala tam olarak anlamadıklarını açıkladı. Kronik pankreatitin de pankreas kanseri riskini artırdığını ve bunun genetik yatkınlık veya alkol tüketimi sonucu olabileceğini sözlerine ekledi. Pankreastaki uzun süreli iltihabın bu organın hücrelerine zarar verebileceğini ve sonunda kanserojen süreci başlatabileceğini belirtti. Onkolojik cerrah, bira da dahil olmak üzere her türlü alkolün pankreas iltihabına neden olabileceğini aktardı. İstisna olmadığını, dozajın da önemli olmadığını, aslında her türlü alkolün riskli olduğunu kaydetti. Doktor Stanislav Hać, bunun alkolizm gibi olduğunu, sadece bira içerek alkolik olunabileceği veya sert içkiler içip bağımlı olunmayabileceği, çünkü bu psikolojik bağımlılığın alkol içeriğiyle bağlantılı olmadığını belirtti. Bunun aynı zamanda her içenin kanser riskini artıran pankreatit geliştirmeyeceği anlamına geldiğini, alkolün bu iltihabı tetikleyen faktörlerden sadece biri olduğunu hatırlattı. Sigara dumanının, daha doğrusu içerdiği zehirlerin sadece akciğerlere ulaşmadığını belirten doktor, bu toksinlerin yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu ve akciğerlerden uzaktaki organları da etkileyebileceğini vurguladı. Bunun pankreas için de geçerli olduğunu, bu kanserin sigara içenlerde biraz daha sık görüldüğünü, ancak sigaranın kesin olarak sorumlu olup olmadığının tam olarak netleşmediğini bildirdi. Doktor Stanislav Hać, Medonet ile yaptığı röportajda, sigaranın bulmacanın bir başka parçası olduğunu, ancak mekanizmayı henüz tam olarak çözemediklerini aktardı. Genetik mutasyon ile pankreas kanseri arasında belgelenmiş bir bağlantı bulunduğunu da kaydetti. Meme kanserinde oldukça yaygın olan BRCA mutasyonundan bahsettiğini açıklayan Hać, başlangıçta meme kanseri tedavisi gören, ancak daha sonra pankreas kanseri geliştiren onlarca vakayla karşılaştığını ifade etti. Bu kadınların hastalığın erken evresinde ameliyat edildiğini aktaran Hać, bu mutasyonun meme kanserinden bağımsız olarak pankreas kanseri riski altında olan hasta grubunu belirleyebilen çok önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gerçekten önemli bir durum olduğuna inandığını belirtti. Cinsiyetten bağımsız olarak, 55 yaşından önce ortaya çıkan tüm pankreas kanserlerinin genetik bir temele sahip olduğuna dair genel kabul görmüş bir inanış bulunduğunu vurguladı. Ancak, hangi genlerin sorumlu olduğunu her zaman bilmediklerini kaydetti. Ailelerde görülen ve bu özel kanserin erken başlangıcından sorumlu olabilecek bazı onkogenlerin belgelenmiş ve bilim tarafından bilindiğini belirten Doktor Stanislav Hać, daha kaç tane keşfedilmemiş gen olduğu sorusunun cevapsız kaldığını, ancak bilimin sürekli ilerlediğini ve giderek daha fazla onkogenin tanımlandığını açıkladı. Bunun imkansız olduğunu, daha önce de belirtildiği gibi, bunların hepsinin birer yapboz parçası olduğunu ve alkol içen, kırmızı et yiyen veya sigara içen herkesin bu hastalığı geliştirmeyeceğini ifade etti. Doktor Stanislav Hać, benzer şekilde, her obez kişinin pankreas kanseri geliştirmeyeceğini, ancak diğer yandan zayıf insanlarda da ortaya çıkabileceğini aktardı. Doktor, bir zamanlar kanserin öncelikle genlerimizdeki gizli bir hatanın sonucu olduğuna inanıldığını hatırlattı. Arızalı bir genin arızalı bir hücre oluşturduğunu ve bu hücreden kanser geliştiğini, ancak günümüzde bunun çok daha karmaşık olduğunu kaydetti. Bu teoriyi birinin önce sorgulaması gerektiğini, bu yaklaşımın sonuç olarak hedefe yönelik kanser tedavilerine, immünoterapiye ve kanser aşılarına yol açtığını belirten Haç, bunun harika olduğunu ve bu şekilde gerçeğe yaklaşıldığını, ancak gerçekte sadece biraz yaklaşıldığını vurguladı. Bu soruya Doktor Hać felsefi bir yanıt verdi ve kaderimizi önemli ölçüde değiştiremeyeceğimizi belirtti. Eğer otobanda trafiğin tersine 250 kilometre hızla girersek, kazanın neredeyse garanti olduğunu açıkladı. Alkol, sigara, yağlı beslenme gibi alışkanlıklara teslim olursak, hayatlarımızın hızla sona ereceğini kaydeden Hać, kimsenin yüzde yüz kesinlikle önce karaciğer sirozu, kalp krizi veya kanserden muzdarip olup olmayacağımızı tahmin edemeyeceğini vurguladı. Öte yandan, otobanda hız sınırlarına uyarsak, trafik kurallarına saygı gösterirsek ve aracımızın düzenli teknik muayenelerini yaptırırsak, kaza olasılığının hala var olduğunu, ancak bunun minimize edildiğini aktardı. Kısacası, kansere yakalanmayacağımızdan kesinlikle emin olamayacağımızı ve aynı durumun diğer hastalıklar için de geçerli olduğunu belirtti. Doktor Hać, elimizde güçlü bir araç bulunduğunu ve bunun kanserden kaçınmak için en büyük şansı sunduğunu vurguladı. Bunun önleme olduğunu, yukarıdaki örnekteki arabaya biraz benzediğini açıkladı. Doktor Stanislav Hać, bir araba yaşlandıkça daha düşük hızlarda sürmemiz, tamirciyi daha sık ziyaret etmemiz ve daha iyi motor bileşenleri almamız gerektiğini, bunun bize uzun süre sorunsuz bir sürüş keyfi yaşama şansı verdiğini kaydetti. Doktor Hać'ın açıklamasına göre, pankreas kanseri riski öncelikle risk faktörlerinden kaçınılarak minimize edilebilir. Görüntüleme testlerinin de önemli olduğunu, özellikle abdominal ultrasonun yanı sıra BT ve MR'ın da önemli olduğunu belirtti. Haç, belirti göstermeyen 50 yaş üzeri kişilere kolonoskopi önerildiğini, bunun araştırmalarla doğrulanmış standart bir prosedür olduğunu aktardı. Görüntüleme testlerinin de bu dönemde yapılması gerektiğine inandığını ifade eden Doktor Stanislav Hać, kısacası, elli yaşına yaklaşan herkesin abdominal ultrason çektirmesi gerektiğini, bunun onlara nerede olduklarını anlamalarına yardımcı olacağını ve bir şeyler çözülmesi gerekiyorsa bunu erken yapabileceklerini kaydetti.