Uykusuzluğun nadiren tek başına görüldüğü, genellikle diğer zihinsel veya fiziksel sağlık durumlarıyla birlikte ortaya çıktığı ve uyku sorunlarının tedavisinin bu hastalıkların belirtilerini iyileştirebileceği bildirildi. Günümüzde uyku eksikliği en sık bildirilen psikolojik sorunlardan biri olarak öne çıkmakta, yetişkin nüfusun yaklaşık üçte birinin sık sık uykusuzluk semptomları yaşadığı tahmin edilmektedir. Uykusuzluk insanlığı eski çağlardan beri rahatsız etse de, son yirmi yılda bilim insanları kronik uyku eksikliğini anlama konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. İngiltere'deki Lafboro Üniversitesi'nde psikoloji kıdemli öğretim görevlisi Julijana Hortesku, uykusuzluğun nadiren tek başına ortaya çıktığını, uykusuzluk yaşayan insanların büyük çoğunluğunun genellikle başka zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına sahip olduğunu belirtti. Hortesku, diyabet, hipertansiyon, kronik ağrı, tiroid bezi hastalıkları, gastrointestinal sorunlar, anksiyete veya depresyon gibi durumları örnek gösterdi. Teşhis geçmişinde, uykusuzluğun başka bir hastalık veya bozuklukla birlikte "ikincil uykusuzluk" olarak adlandırıldığını aktardı. Bu durumun, uykusuzluğun diğer altta yatan durumların bir sonucu olarak görüldüğü ve dolayısıyla doktorların yakın zamana kadar ikincil uykusuzluğu tedavi etmeye genellikle çalışmadığını vurguladı. Ancak 2000'li yılların başlarında hem araştırmalar hem de klinik uygulama kanıtlarının bu yaklaşımın yanlış olduğunu göstermeye başladığını ekledi. Bilim insanlarının uykusuzluğun birincil durumdan önce ortaya çıkabileceğini veya birincil durumdan sonra uzun süre devam edebileceğini savunduğunu aktaran Hortesku, birincil ve ikincil uykusuzluk arasındaki bu ayrımın terk edilmesinin, uykusuzluğun genellikle kendi tedavisi gerektiren bağımsız bir bozukluk olduğunun kabul edilmesinde büyük bir ilerleme olduğunu kaydetti. Dahası, araştırmacıların uyku sorunları olan kişilere yardımcı olmanın aslında diğer sağlık durumlarında iyileşmeye yol açabileceğine dair güçlü kanıtlar topladıklarını ifade etti. Psikolog Julijana Hortesku, kronik ağrı, kronik kalp yetmezliği, depresyon, psikoz, alkol bağımlılığı, bipolar bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu (PTSB) gibi durumların, hastaların uyku sorunlarını çözmeleri halinde iyileşme gösterebileceğini açıkladı. Son yirmi yılda uykusuzluğun ne kadar yaygın olduğunu gösteren daha titiz veriler toplandığına dikkat çekildi. Uykusuzluk hemen hemen herkesi etkilese de, kadınların, yaşlıların ve düşük sosyo-ekonomik statüye sahip kişilerin daha yatkın olduğu belirtildi. Psikolog Julijana Hortesku, bu grupların uzun süreli uyku bozukluklarına maruz kalmalarına neden olan biyolojik, psikolojik ve sosyal risk faktörlerinin bir kombinasyonunu yaşadığını kaydetti. Örneğin, kadınların sık sık akut hormonal dalgalanmalar, gebelik ve doğum, emzirme, menopoz, aile içi şiddet, bakıcı rolleri, depresyon ve anksiyetenin daha yüksek prevalansı gibi durumlar yaşadığı; bunların hepsinin uzun süreli uyku bozuklukları için daha fazla olasılığa yol açabileceğini ifade etti. Hortesku, uykusuzluk araştırmalarındaki bazı güncel konuların, farklı uykusuzluk semptom türlerini ve bunların sağlık ve performans riskleriyle ilişkisini anlama ihtiyacını içerdiğini vurguladı. Örneğin, uykuya dalma güçlüğünün, uykuyu sürdürme veya sabah erken uyanma zorluklarından farklı olarak, artan depresyon riskiyle ilişkili olduğuna dair kanıtlar bulunduğunu aktardı. Benzer şekilde, bilim insanlarının beyin aktivitesi, kalp atış hızı veya uykusuzluğa eşlik eden stres hormonları gibi şeylerdeki değişiklikler hakkında hala soruları olduğunu kaydetti. Diğer tüm ruhsal sağlık bozukluklarında olduğu gibi, uykusuzluğun biyobelirteçlerinin henüz bulunamadığını belirtti. Araştırmaların, uykusuzluk ataklarının tedavisi daha zor olan kronik uykusuzluğa dönüşmesini önlemek için insanların yapabileceği bazı şeyleri anlamalarına yardımcı olduğunu vurguladı. Psikolog Julijana Hortesku, The Conversation dergisindeki yazısında, uykusuzluk semptomlarının birden fazla gece ortaya çıkması ve üç aydan uzun sürmesi durumunda uykusuzluk bozukluğu veya kronik uykusuzluk tanısı konulabileceğini açıkladı. Uykusuzluk döneminde gelişen en yaygın ve zararlı alışkanlıklardan birinin yatakta yatıp uyumaya çalışmak olduğu ifade edildi. Hortesku, bilim insanlarının yatakta uyanık kalmanın sürekli bilişsel uyarılmaya yol açtığını ve zamanla beynin yatak ile uykuyu ilişkilendirmeyi bırakmasını öğrettiğini keşfettiklerini aktardı. Psikolog Julijana Hortesku, bu nedenle gece uyuyamıyorsanız kalkıp sizi sakinleştirecek ama ilgilendiğiniz başka bir şey yapmanızı, örneğin okumanızı, ertesi gün için bir liste yazmanızı, sakinleştirici müzik dinlemenizi veya bazı nefes egzersizleri yapmanızı önerdi. Hortesku, tekrar uykulu hissettiğinizde yatağa dönmeniz gerektiğini kaydetti. Ertesi gün yorgun hissediyorsanız, öğleden sonra en fazla 20 dakikalık kısa bir şekerlemenin uygun olduğunu ancak gündüz uykusuna dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Gündüz uyumanın gece uykululuğunu azaltabileceği ve uykuya dalmayı daha da zorlaştırabileceği vurgulandı. Uykusuzluk semptomları bildiren az sayıda kişinin tıbbi yardım aradığını gözlemlediğini aktardı. Bu nedenle hastaların kabul edilebilir bir uzun vadeli çözüm olmayan uyku haplarına yöneldiğini belirten Hortesku, uyku haplarının önemli bilişsel ve motor bozukluklar, artan düşme riski, bağımlılık, tolerans ve yoksunluk semptomları, gündüz uyuşukluğu, baş dönmesi ve baş ağrıları ile ilişkili olduğunu açıkladı.