Kenyada yaşayan Turkana halkı, inanılmaz derecede kurak iklim koşullarında ve neredeyse tamamen hayvan kaynaklı beslenmeyle hayatta kalıyorlar. Bu durum birçok insan için ciddi sağlık riskleri barındırıyor olsa da, Turkanalar olağanüstü iyi bir sağlık durumunda bulunuyorlar.
Afrika'nın en sert çöllerinden biri olan bu bölgede yaşayan Turkana kabilesinin üyeleri kuzeybatı Kenya'da 40 dereceye kadar ulaşabilen sıcaklıklarda kilometrelerce yürüyüş yapıyor, sıklıkla kronik dehidratasyona maruz kalıyorlar ancak yine de şaşırtıcı derecede iyi sağlıkta kalıyorlar.
Beslenme alışkanlıkları da oldukça sıradışı. Diyetlerinin büyük kısmını kamil ve keçi eti, sütü ve kanı oluştururken bitki ve sebzeler çok nadiren tüketiyorlar. Uzmanlar yıllardır bu yaşam tarzının organizmaya ne gibi etkileri olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
Şimdi yeni bir araştırma cevabı sunuyor - parçanın sırrı genlerinde yatıyor. Vanderbilt Üniversitesi'nden genetikçi Amanda Lea ve ekibi, yerel liderlerin ve kabile üyelerinin izniyle Turkana topluluğunun DNA'sını analiz etti.
Sonuçlar, bu topluluktaki birçok hayvancının sürekli hafif derecede dehidre olmasına rağmen böbrekleri ve diğer sağlık göstergeleri çoğunlukla iyi durumda olduğunu gösterdi. Diğer bölgedeki yerli popülasyonlarla gen materyalini karşılaştırdıklarında araştırmacılar birkaç özel genetik varyasyonu ortaya çıkardı. Özellikle STC1 geni, vücutta daha fazla su tutulmasına yardımcı olduğu düşünülen bir gen olarak öne çıktı.
Araştırmacılar bu adaptasyonun organizmayı proteinlerin parçalanmasıyla oluşan zararlı maddelerden koruduğunu ve bu da birçok insan için et ağırlıklı beslenmenin böbrek hastalığı ve gota riskini artırdığı gerçeğini göz önünde bulundurularak, Turkanalar arasında bu hastalıkların nadir görülmesine yardımcı olduğunu düşünüyorlar.
Turkana halkının yaklaşık %80'i besinlerini hayvan kaynaklı alıyor. Süt, et ve kan yüzyıllardır temel gıda kaynağı olmuşken lif alımı oldukça düşük. Uzmanlar, bu tür bir beslenme tarzının diğer insanlar için sağlıklı olmayacağını vurgulayarak, bu genlere sahip olmayan kişilerin böbrek hastalığı veya diğer metabolik bozuklukları geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtiyorlar.
Araştırmacılar sonuçların tüm popülasyona uygulanamayacağını ve Turkana halkının yaşam tarzı ve beslenmesi tamamen değiştiğinde bu genlerin faydalı olmaktan çıkarabileceğini vurguluyorlar. Turkana bölgesinde yaşamak, olağanüstü fiziksel dayanıklılık gerektirir. Kadınlar genellikle her gün 5 ila 10 kilometre arasında ağır su kapları taşıyarak yürüyüş yapıyorlar. Ayrıca aileleri ve hayvanları için suya ulaşmak için kurutulmuş toprağa derin çukurlar kazıyorlar.
Yüksek sıcaklıklara rağmen, vücutları normal olarak çalışabilmek için yeterli sıvı tutmayı başarıyorlar. Araştırmacılar, suyun daha verimli bir şekilde depolanma yeteneğinin bu koşullarda hayatta kalmalarını sağlayan en önemli evrimsel adaptasyonlardan biri olduğunu düşünüyorlar.
Geçmişin 1980'lerinden beri birçok Turkana insanı sık kuraklık ve açlıktan kaçmak için göçebe yaşam tarzından vazgeçip şehirlere taşınmışlar. Bu da beslenme alışkanlıklarında değişikliklere yol açtı. Geleneksel diyet yerine daha fazla tahıl, un, şeker ve işlenmiş gıda tüketmeye başladılar.
Araştırmacılar, hala geleneksel yaşam tarzını sürdüren Turkanaların sağlığını, şehirlerde yaşayanlarla karşılaştırdılar. Sonuçlar, şehrin sakinlerinin böbrek fonksiyonlarının daha kötü olduğunu ve stresle ve iltihaplanma ile ilişkili genlerin aktivitesinin daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu durum kalp ve damar hastalığı riskini artırıyor.
Bu durum, çöl koşullarında faydalı olan genetik adaptasyonların yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları tamamen değiştiğinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Turkana halkının büyük çoğunluğu hala hayvancılıkla geçimlerini sağlıyor. Kameller, keçiler ve diğer hayvanlar hem temel gıda kaynağı hem de ailenin temel zenginliği. Hayvanların satışı sayesinde mısır unu, çay, şeker ve diğer temel ihtiyaçları satın alıyorlar. Beklenmedik yağışlar ve sık kuraklık nedeniyle farklı türlerdeki hayvanları beslemek için çeşitli otlaklara sahip olurlar.
Turkana topluluğunun en önemli özelliklerinden biri de karşılıklı dayanışmadır. Zor zamanlarda yiyecek ve diğer kaynaklar akrabalar ve komşular arasında paylaşılarak, bu durumun tüm topluluğun aşırı çöl koşullarında hayatta kalma şansını artırdığı görülür.