Viseral hipersensitivite veya aşırı hassasiyet, iç organlardaki ağrı eşiğinin düşük olması anlamına gelir. Bu durumdan etkilenen kişilerde organların normal işleyişi bile rahatsızlığa yol açar. Viseral aşırı hassasiyet genellikle irritabl bağırsak sendromu (İBS) gibi fonksiyonel gastrointestinal bozukluklarla ilişkilendirildiği belirtildi.

Viseral aşırı hassasiyet, göğüs, karın ve pelvik boşlukta bulunan yumuşak iç organlar olan viseral organlardaki ağrı veya rahatsızlıkla tanımlanır. Bu, söz konusu organlarda ağrı eşiğinin daha düşük olduğu anlamına gelmektedir. Kalp, akciğerler, mesane, üreme organları ve sindirim sistemindeki organlar viseral organlar arasında yer alır. Viseral hipersensitivite nedeniyle, bu organlardan bir veya birkaçının normal işleyişi dahi rahatsızlığa neden olabilir. Viseral aşırı hassasiyet yaşayan birçok kişiye, özellikle gastrointestinal (sindirim sistemi) olmak üzere fonksiyonel bozukluklar da teşhis edildiği kaydedildi. Bu bozukluklar, gaz, sıvı veya katı maddelerin organlar aracılığıyla hareket etmesinden kaynaklanan normal iç basınç miktarlarına yanıt olarak iç organlarda ağrı ve rahatsızlığa yol açar.

Viseral hipersensitivite irritabl bağırsak sendromu ile aynı olmasa da, sıklıkla bu sendromla ilişkilidir. İrritabl bağırsak sendromu olan kişilerin yaklaşık yüzde 40'ına viseral hipersensitivite teşhisi de konulmaktadır. Başka fonksiyonel bozukluklarla da bağlantılı olmasına rağmen, en çok İBS ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Viseral hipersensitivite genellikle başka bir fonksiyonel bozukluğa eşlik eder, ancak bu, her vakanın bu durumu yaşayacağı anlamına gelmez. Ayrıca, stresle ilişkili duygu durumu bozukluklarıyla da önemli ölçüde örtüşür. Durumun kalıtsal olabileceğine dair kanıtlar da bulunduğu, kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görüldüğü aktarıldı.

Viseral hipersensitiviteye sahip kişiler genellikle göğüs, karın veya alt organlarda kronik rahatsızlık hissederler. Kronik ağrı, üç aydan fazla süren ağrı olarak tanımlanır. Bu ağrı gelip geçici olabilir veya dolu mesane ya da yemek yutma gibi belirli vücut fonksiyonları tarafından tetiklenebilir. Viseral ağrı yaygın veya lokalize edilmesi zor olabilir ve bazen başka bir yere yayılabilir, bu da teşhisini zorlaştırır. Viseral ağrının karakteristik özelliklerinden biri, vücutta güçlü otonom tepkileri tetikleyebilmesidir. Fonksiyonel gastrointestinal bozuklukların belirtileri arasında GERD, mide ülseri ve inflamatuar bağırsak hastalığı gibi inflamatuar rahatsızlıklarla benzer semptomlar görülebilir. Tek fark, fonksiyonel bozukluklarda sağlık profesyonellerinin herhangi bir organik neden (ülser, asit reflüsü veya kronik inflamasyon) tespit edememesidir. Bu belirtiler, fiziksel tahrişlerin yanı sıra sinir sisteminin de sürece dahil olduğunu düşündürmektedir.

Araştırmacılar, ağrıya bu tepkiye yol açabilecek çeşitli faktörler tespit etmiştir. Viseral hipersensitivite genellikle belirli bir olaydan sonra ortaya çıkar. Örneğin, bir yaralanma, enfeksiyon veya ciddi stres, organlardan birinde akut ağrı ve iltihaplanmaya neden olabilir. Acil durum sona erdikten sonra bile sinirler normal duyuları ağrı olarak yorumlamaya devam ederek bu ağrılı sinyalleri beyne gönderir. Bu sinyaller, beynin ağrıyı kaydeden kısmına ulaşır ve ardından ağrının duygusal boyutunu işleyen bölgelere iletilir. Viseral hipersensitivite, diğer fonksiyonel bozukluklarda olduğu gibi, semptomların gözlemlenmesi ve herhangi bir yapısal nedenin dışlanması yoluyla teşhis edilir. Bu teşhise ulaşmak için kapsamlı bir tıbbi geçmiş incelemesi ve detaylı bir muayene yapıldıktan sonra standart testler istenir. Bu testlerin negatif çıkması durumunda viseral aşırı hassasiyet teşhisi konulabilir.

Şu anda tedavi genellikle farmasötik ve zihin/beden terapilerinin bir kombinasyonunu içerir. Bu bozukluk hem fiziksel organları hem de beyni eşit derecede etkilediğinden, iki yönlü bir tedavi yaklaşımının daha pratik ve uzun vadeli başarı şansının daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Tipik ağrı kesicilerin bu tür ağrı üzerinde etkili olmadığı kaydedildi. Narkotik ve opioidler gibi güçlü ağrı blokerleri, yan etkileri durumu kötüleştirebileceği için önerilmemektedir. Bunun yerine, sağlık profesyonelleri genellikle anksiyete ve depresyon gibi psikolojik duygu durumu bozuklukları için kullanılan ilaçları, çok daha düşük dozlarda reçete etmektedir. Ağrının kendisinin tedavi edilmesi, stres hormonlarını azaltmaya yardımcı olabilir ve beden ile beyni zihin/beden terapilerinden faydalanmak için daha iyi bir konuma getirebilir. Zihin terapileri arasında bilişsel-davranışçı terapi, hipnoterapi ve biyogeribildirim terapisi önerildiği aktarıldı. (Cleveland Clinic kaynaklı bilgiye göre)