Bilim insanları, Parkinson hastalığının semptomlarının genellikle hastalık ilerleyene kadar belirginleşmediğini, ancak bu hastalığın ilk işaretlerinin el titremeleri yerine bağırsaklarda, hatta teşhisten yıllar önce ortaya çıktığını bildirdi. Son araştırma, bağırsak sağlığının Parkinson gibi ciddi nörolojik durumlar için bir tür "kristal küre" olabileceğini belirtti. Araştırmacılar, bağırsak mikrobiyomunda spesifik ve dramatik değişikliklerin, Parkinson hastalığının ilk semptomları gelişmeden çok önce ortaya çıkabileceğini kaydetti. 20 Nisan'da Nature Medicine dergisinde yayımlanan bu bulgu, Parkinson hastalığı için yüksek risk taşıyan kişilerin zamanında tespit edilmesine yönelik erken teşhis yaklaşımlarını tamamen değiştirebilir vurgulandı. Bağırsak sağlığı, yıllardır sadece beslenme uzmanlarının konusu olmaktan çıktı. Mikrobiyomun sindirim, iltihaplanma süreçleri ve hatta zihinsel sağlıkla ilişkili olduğu kanıtlanmış olsa da, bu yeni çalışma bir adım daha ileri gidiyor. Londra Üniversitesi Koleji'nden (UCL) araştırmacılar, bağırsak sağlığı ve beynin nörodejenerasyon prizmasından doğrudan, ayrılmaz bağlantısını inceledi ve bağırsak mikrobiyomu ile hastalığa yakalanma riski arasında açık kanıtlar buldu. Diğer nörolojik bozukluklarda olduğu gibi, hastalık bağırsak ile beyin arasındaki iletişimle yakından ilişkilendirildi. Bu çalışmada, araştırma ekibi üç katılımcı kategorisindeki bağırsak mikrobiyomu verilerini analiz etti. Bilim insanları, dışkı örnekleri analizleriyle farklı mikropları tespit etti ve seviyelerini hassas bir şekilde ölçtü. Amaç, bağırsaklardaki genel dengeyi anlamak ve hastalık riski veya ilerleme hızıyla doğrudan bağlantılı modelleri bulmaktı. Ekip, biyolojik örneklerin yanı sıra motor ve motor dışı semptomları, bilişsel işlevleri, beslenmeyi ve diğer ilgili sağlık faktörlerini de değerlendirdi. Klinik bilgileri mikrobiyom laboratuvar analizleriyle birleştirerek önemli farklılıklar gözlemlendi. Parkinson hastalarında, bağırsak mikrobiyomunun %25'inin sağlıklı bireylere kıyasla köklü değişiklikler gösterdiği tespit edildi. Dahası, bu değişikliklerin boyutu hastalığın ciddiyetiyle doğru orantılıydı; hastalığın ileri formlarına sahip kişilerde bağırsak bakterilerinde belirgin şekilde daha büyük bozukluklar vardı. GBA1 risk faktörü grubundaki bulgular özellikle önemliydi. Otonomik disfonksiyon ve REM uyku davranış bozuklukları gibi motor dışı semptomlara dayanarak, araştırmacılar bu grubun bir kısmını "prodromal", yani hastalığın teşhis öncesi aşaması olarak sınıflandırdı. Bu alt grubun, sağlıklı gruba ve motor dışı semptomları olmayan GBA1 genine sahip kişilere kıyasla belirli mikrop türlerinin "bolluğuna" sahip olduğu belirtildi. Bu durum, bağırsak mikrobiyomundaki değişikliklerin ilk klasik semptomlar ortaya çıkmadan yıllar önce başladığı ve bu modellerin hastalığın erken bir belirteci olarak hizmet edebileceği sonucunu aktardı. Arizona Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı Başkanı Doktor Julie Pilitsis, Medical News Today'e yaptığı açıklamada, bu çalışmanın en büyük gücünün evrenselliği ve sonuçlarının istikrarı olduğunu vurguladı. Doktor Pilitsis, bu modellerin dünya genelinde korunmuş olduğunu belirtti. Araştırmacıların bulgularını Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kore ve Türkiye'deki çalışmaların verileriyle karşılaştırdıklarını ve Parkinson hastalarında her yerde benzer bakteriyel değişiklikler bulduklarını kaydetti. Bu tutarlılık, bağırsaklardaki değişikliklerin rastgele veya lokal karakterde olmadığını, aksine hastalığın sürecinin temel bir parçası olduğunu vurguladı. Günümüzde Parkinson hastalığı genellikle, sertlik, titreme veya el titremeleri gibi fark edilebilir motor semptomların günlük yaşamı etkilemeye başlamasından sonra teşhis edilmektedir. Bu zamana kadar hastalık yıllardır mevcut olmakta ve etkilenen nöronlar geri dönüşü olmayan dejeneratif bir süreçte yer almaktadır. Şu anda bir tedavisi olmayıp sadece semptomları yönetmeye yönelik tedaviler bulunduğundan, araştırmacıların odak noktası erken uyarı işaretleridir. Yeni bulgular şu anda standart tıbbi protokolleri değiştirmese de, yeni yaklaşımlara kapı açmaktadır. Doktor Pilitsis'in açıklamasına göre, bu verilerin günlük hasta tedavisinde kullanılmaya başlanmasından önce, özellikle uzun vadeli olmak üzere daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Yine de çalışma, bu ciddi hastalığın daha erken teşhis edilmesi ve ilerlemesini yavaşlatabilecek veya önleyebilecek stratejilerin potansiyel gelişimine doğru büyük bir adım teşkil etmektedir. Parkinson hastalığının gerçek nedeni hala bir sır olarak kalmakla birlikte, önceki çalışmalar da bu hastalığı bağırsak mikrobiyomu bozukluğu ve sağlıksız beslenme, özellikle de ultra işlenmiş gıdalarla ilişkilendirdi. Bilimsel kanıtlar ayrıca, bu nörodejeneratif hastalığın pestisitler gibi çevresel kirleticilerle yakın bir bağlantısı olduğunu da belirtti.