Arnavutluk'un başkenti Tiran'da günlerdir süren hükümet karşıtı gösterilerde protestocular güvenlik güçleriyle çatışıyor. Polis, barikatları aşmaya çalışan binlerce gence göz yaşartıcı gazla müdahale etti.
Çarşamba günü Başbakan Edi Rama'nın ofisine ve ofisi koruyan polise Molotof kokteylleri atıldı. Perşembe günü ise parlamento binası önünde duyurulan öğrenci protestosu öncesinde yaklaşık 1.000 polis, iki tazyikli su aracı ve sayısı açıklanmayan Hızlı Müdahale Gücü (FNSH) mensubu konuşlandırıldı.
Gerilim parlamentoya da taşındı; milletvekilleri arasında sözlü tartışma çıktı, sandalyeler masalara kaldırıldı, konuşmacılar sürekli kesildi, mikrofonlar çekildi ve fiziksel arbede yaşandı.
Demokrat Parti milletvekili Belind Keljiçi, 10 gündür süren öğrenci protestolarına atıfla hükümeti gençlere yönelik polis şiddeti ve aileleri üzerinde baskı kurmakla suçladı.
Protestolar geçen hafta lise ve üniversite öğrencilerinin kitlesel katılımıyla tırmanmış; öğrenciler yüksek harçlar ve çökmüş altyapıyı gerekçe göstermişti.
Mayıs ayında "Flamingo Devrimi" olarak bilinen yerel bir çevre protestosu olarak başlayan hareket, kısa sürede Rama'nın on yılı aşkın iktidarı boyunca karşılaştığı en ciddi siyasi meydan okumalardan birine dönüştü. Mevcut huzursuzluğun kökleri çok katmanlı; yerel sorunlar ülkedeki derin hoşnutsuzluk, ekonomik durgunluk ve yolsuzlukla birleşiyor.
Çevre tepkisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile kızı Ivanka Trump'ın sahibi olduğu şirketin, başta koruma altındaki Zvernec bölgesi ve Sazan Adası olmak üzere lüks kompleksler inşa etme projesine karşı doğdu. Kıyı lagünlerinde yaşayan flamingo, kısa sürede kamu mallarının satılmasına karşı direnişin simgesi haline geldi.
Huzursuzluk kaynama noktasına yaklaşırken iki temel soru öne çıkıyor.
Hükümet yetkilileri ve Rama'nın kendisi, olayların siyasi rakipler ya da Rusya, İran ve Antifa gibi dış aktörler tarafından yönetildiğini savunuyor. Ancak sahadaki analistler ve gazeteciler hareketin büyük ölçüde merkeziyetsiz olduğunu ve protestoların arkasında yalnızca gençlerin bulunduğunu vurguluyor.
"TV Klan" ve "Klan News" medya kuruluşlarının genel yayın yönetmeni Fatos Hakorja, gösterilerin lise öğrencileri, üniversiteliler, çevre aktivistleri ve öfkeli vatandaşlardan oluşan geniş bir koalisyona dönüştüğünü söyledi. Hakorja, şu aşamada kesin olarak söylenebilecek olanın protestoları öncelikle gençlerin kendisinin örgütlediği olduğunu belirterek, "Flamingo Devrimi" olarak başlayan hareketin zamanla daha geniş bir öğrenci ve gençlik isyanına dönüştüğünü, protestoların arkasında birleşik bir yapı olduğuna dair açık kanıt bulunmadığını ifade etti. Hakorja, mayıs ayındaki koruma altındaki kıyı şeridini tehdit eden lüks tatil köyü karşıtı protestoyu hatırlattı.
Hakorja, koordinasyonun resmi örgüt yapıları yerine Vocap, Telegram ve Snapchat gibi dijital platformlar üzerinden yürütüldüğünü kaydetti.
Siber güvenlik uzmanı Besmir Semanaj da Deutsche Welle'ye (DW) yaptığı açıklamada, genç Arnavutların artık siyasi partiler, dernekler ya da kamusal çağrılar gibi geleneksel yapılar üzerinden örgütlenmediğini belirterek, "Zamanlarını geçirdikleri yerde, yani cep telefonlarında örgütleniyorlar" dedi.
Arnavut siyasi analist ve yazar Ben Andoni ise durumu sıradan bir protesto değil, "gerçek, yatay bir isyan" olarak nitelendirdi. Andoni, insanların kültürel ve siyasi örgütler yerine TikTok ve sosyal medya grupları üzerinden harekete geçtiği yatay bir hareketle karşı karşıya olunduğunu söyledi. Bunun bir yandan handikap, diğer yandan Rama hükümeti üzerinde baskı kaynağı olduğunu belirten Andoni, hükümetin müzakere etmek istediğini ancak karşı tarafta tek bir muhatap bulunmadığı için görüşecek kimse olmadığını ifade etti.
Çevre talepleri kısa sürede yüksek harçlar, yurtlardaki kötü koşullar ve eğitim sisteminin genel durumuna duyulan öğrenci öfkesiyle birleşti. Bu doğrudan nedenlerin arkasında ise çok daha derin bir kriz yatıyor.
Andoni, "Yolsuzluk, kayırmacılık ve umutsuzluk, insanları sokaklara çıkaran başlıca nedenler. Protesto, Arnavutluk'un yaşadığı sorunların tümünü özetledi ve yolsuzluk, eşitsizlik ve özellikle halka karşı empati eksikliği konusunda tüm sınırları aşan hükümetin hesabını sordu" dedi.
Hakorja'ya göre bazı göstericiler, özellikle sosyal medyada, Rama'nın devlet çıkarlarını özel kişilerin, kendi iktidarının ya da İsrail dahil yabancı çıkarların hizmetine sunduğu anlatısını yayıyor; ancak Hakorja bu iddiaların kanıtlanmadığını ekliyor.
Rama ise bu suçlamaları sert biçimde reddederek komplo teorisi ve dezenformasyon olarak nitelendirdi; isyanı "hibrit savaş" olarak tanımladı ve gençlerin "yan yana yedi kelimeyi bile söyleyemediğini" söyledi.
Bu isyanın en belirgin özelliği, göstericilerin hem iktidardaki Sosyalist Parti'yi (PS) hem de Sali Berişa'nın Demokrat Partisi (PD) dahil geleneksel muhalefeti açıkça reddetmesi.
Rama muhalefeti hareketi ele geçirmeye çalışmakla suçlasa ve muhalefet yanlıları kalabalığa katılsa da uzmanlar muhalefet liderlerinin göstericiler üzerinde hiçbir kontrolü olmadığını vurguluyor. Topluluğa seslenmeye çalışan birkaç muhalefet milletvekili yuhalanarak ve açık tepkiyle karşılandı.
Hakorja, "Bu gençlerin büyük bölümü siyasi sahnede kendilerini kimsenin temsil etmediğini düşünüyor. Siyasi sistemi kendi gerçekliklerinden kopmuş ve çoğunluğun sorunlarını çözmek yerine azınlığın çıkarlarını koruyan bir mekanizma olarak görüyorlar" diye konuştu.
Bu tutum uzlaşmasız taleplere yol açtı. Göstericiler çevre taleplerinin yanı sıra artık şunları da istiyor.
Lideri olmayan ve müzakereyi reddeden bir hareketle karşı karşıya kalan hükümet, büyük ölçüde güvenlik güçlerine dayanıyor.
Polis, göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve lastik mermi kullanması nedeniyle sertlikle suçlanıyor. Aralarında reşit olmayanların da bulunduğu yüzlerce kişi gözaltına alındı.
Rama, ön saftaki polislere 2.500 avroluk tek seferlik ödeme ve 2027 için planlanan önemli bir maaş artışı vaat etti.
Her iki taraf da yeni bir tırmanmaya hazırlanırken sonuç belirsizliğini koruyor. Müzakere edecek bir liderliğin ve Avrupa Birliği ile ABD'nin arabuluculuğunun olmaması, bu çıkmazın siyasi istikrarsızlığı uzatma riskini artırıyor.
Andoni'ye göre Rama hükümeti, ahlaki otoritesini kaybettiği için gücü başlıca araç olarak kullanıyor. Andoni, "Göstericiler kararlı ve agresif; Rama ise polis üzerinden güç kartını oynuyor. Gençlerin yorgunluk nedeniyle önce taktiksel olarak sokaklardan çekilmesi ve kanıtlama yükünü Rama'ya bırakması mümkün. Bu da başbakanın iktidarının meşruiyeti, kapasitesi ve reformları uygulayıp polis şiddetinin daha da derinleştirdiği krizi çözme konusunda samimi niyeti olduğunu kanıtlaması sorumluluğunu ona yükler" değerlendirmesinde bulundu.