Avrupa'nın büyük kentlerinde konut erişilebilirliği ciddi bir sorun olmaya devam ederken, bazı şehirler kira fiyatlarını dizginlemek için farklı modeller hayata geçiriyor. Deutsche Welle'nin haberine göre Viyana, Paris, Prag ve Basel gibi kentler belediye konutları, kamu arazisi kullanımı ve bina dönüşümü gibi yöntemlerle piyasa üzerinde baskı kurmaya çalışıyor.

Viyana modeli, Avrupa'da yüksek kiralara karşı mücadelenin en başarılı örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Şehir yönetimi doğrudan yaklaşık 220 bin konutu kendisi kiraya verirken, 200 bin konutu da sübvansiyonlu konut statüsünde koruyor. Toplamda 420 bine ulaşan bu stok, kent nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ını barındırıyor ve serbest piyasadaki kira fiyatlarının da dengelenmesine katkı sağlıyor.

Basel'de kooperatif konutlarının yaklaşık yüzde 40'ı kamu arazisi üzerinde inşa edilmiş durumda. Belediyeler inşaat maliyetini üstlenmek zorunda kalmazken, yatırımcılar da yüksek arsa bedeli ödemiyor; böylece bu maliyetler kiracılara yansımıyor. Barselona ve Lizbon da benzer bir modeli oturtmak için yıllardır çaba harcıyor.

Arazi ve binaların özel mülkiyette olduğu durumlarda ise müdahale daha güç hale geliyor. Paris, 2014'ten bu yana önalım hakkını kullanarak konut baskısının en yoğun olduğu mahallelerde sosyal konut oranını artırmaya çalışıyor. Hedef, 2035 yılına kadar bu oranı yüzde 30'a çıkarmak. Ayrıca başkent ve çevre belediyeler, ofis binalarını satın alıp konuta dönüştürme yoluna gidiyor. Büyük Paris bölgesinde bu kapsamda 61 proje bulunuyor ve toplamda 8 bin 200 yeni konut üretilebileceği belirtiliyor.

Prag'da ise kamu sektörü çalışanlarına yönelik yaklaşık 660 konutluk bir proje hayata geçirildi. Yatırımcı, bir Çek bankasının yan kuruluşu olup Avrupa Birliği fonlarından ve 40 yıllık uzun vadeli maliyet hesabından yararlanarak kiraları piyasa ortalamasının yüzde 20 altında tutmayı planlıyor.