Disleksiye ilişkin resmi tanım, 20 yılı aşkın bir süreden sonra ilk kez güncellendi. "Annals of Dyslexia" dergisinde yayımlanan yeni tanım, ABD'li araştırmacılar ile bu alanda çalışan 15'ten fazla uluslararası uzmanın katıldığı kapsamlı görüşmeler sonucunda hazırlandı.

Disleksi, beynin bilgi işleme süreçlerini etkileyen bir durum. Bu durumla yaşayan kişiler, kendilerine sunulan bilgileri hatırlamakta ve işlemekte güçlük çekebiliyor; bu da günlük yaşamda okuma, yazma ve telaffuz sorunları olarak kendini gösteriyor.

Yeni tanımın en dikkat çekici değişikliklerinden biri, disleksi değerlendirmesinde zeka testlerinin tamamen kaldırılması oldu. Daha önce bir kişiye disleksi tanısı konulabilmesi için okuma testi ile standart zeka testi arasında 15 puana varan bir fark bulunması gerekiyordu. Bu fark, kişinin okuma becerisinin genel zekasına kıyasla olağan dışı derecede zayıf olduğunu göstermeyi amaçlıyordu.

Texas A&M Üniversitesi'nden eğitim psikoloğu R. Malateşa Džoši, bu koşulun birçok çocuğu desteğin dışında bıraktığını belirtiyor. Džoši'ye göre, tanıma çok yaklaşan ancak 15 puanlık farkı yalnızca bir puanla kaçıran pek çok çocuk, bu nedenle ileri düzeyde yardım alamadı.

Yeni tanımda ayrıca yalnızca beyinle ilgili ağır tıbbi ifadeler de çıkarıldı. Džoši, katı nörolojik ifadelerin kaldırılmasının nedenini, okuyamayan ya da disleksisi olan kişilerin beyinlerinde bir sorun olduğunu düşünmemelerini sağlamak olarak açıklıyor.

Eski tanıma göre hem okuma hem de zeka testinde ortalamanın altında sonuç alan bir kişi, disleksili olarak hiç tanımlanmayabiliyordu. Bu koşulun denklemden çıkarılmasıyla yeni tanımın, uzman desteğine ihtiyaç duyan çok daha fazla kişiyi kapsaması bekleniyor.

Tanımı hazırlayan uzmanlar, disleksinin tek başına ele alınmaması gerektiğini vurguluyor. Okuma ve yazım becerilerinin zaman içindeki gelişiminin ve verilen eğitimin de son derece önemli olduğunu belirten uzmanlar, bu nedenle zeka testlerinin artık zorunlu olmaması gerektiğini, doğrudan okuma değerlendirmelerinin çok daha faydalı olduğunu ifade ediyor.

Džoši, eski tanımın zeka testlerine bu kadar ağırlık vermesi nedeniyle her ülkenin ve her okulun tanı sürecinde bu testleri kullandığını hatırlatarak, yeni tanımın uygulamada görülecek en büyük olumlu değişikliklerden biri olmasını umduklarını söylüyor.

Yeni belgenin bir diğer kilit unsuru da erken müdahaleye yapılan güçlü vurgu. Disleksi ne kadar erken tespit edilir ve özel destek ne kadar erken sağlanırsa sonuçların o kadar iyi olacağı belirtiliyor.

Uzmanlar, konuşma sorunlarının ya da geç konuşmanın disleksinin olası göstergeleri olabileceğini, ancak bunun çocuğun mutlaka disleksili olduğu anlamına gelmediğini kaydediyor. Džoši, bir çocukta disleksi belirtilerinin henüz sınıfa adım atmadan önce bile görülebileceğini, erken dönemde uygulanabilecek özel eğitimler ve öğretmenlerin sınıfta üzerinde daha fazla durması gereken bazı noktalar bulunduğunu ifade ediyor.

Güncellenen tanım, disleksinin nedenlerine ilişkin de daha geniş bir yaklaşım getiriyor. Eski yönergeler bu durumun yalnızca "nörobiyolojik kökenli" olduğunu öne sürüyordu. Yeni tanımda bu etken göz ardı edilmemekle birlikte genetik ve çevresel etkiler de eşit ölçüde ele alınıyor.

Ayrıca İngilizcenin ana dil olmadığı ülkelerde yapılan araştırmalara da daha fazla ağırlık veriliyor. İngilizce, yazım ve telaffuzun öğrenilmesindeki güçlükle dikkat çekiyor; örneğin "cough" (öksürük), "rough" (pürüzlü) ve "plough" (saban) sözcüklerinde aynı harf dizisi tamamen farklı biçimlerde telaffuz ediliyor. Bu nedenle disleksi değerlendirmesinde her dilin kendine özgü özelliklerinin dikkate alınması gerekiyor.

Džoši, 2002 yılında Uluslararası Disleksi Derneği'nin kurul üyelerine bakıldığında aralarında çok sayıda saygın kişi bulunduğunu, ancak bir kadın dışında hepsinin beyaz olduğunu belirtiyor. 2002'den bu yana Çince, Japonca, İbranice ve Arapça gibi dillerde disleksiye ilişkin çok daha fazla araştırma bulgusu elde edildiğini aktarıyor.

Yeni tanım bağlayıcı olmaktan çok tavsiye niteliği taşısa da arkasındaki bilim insanları ekibi, okulların, sağlık çalışanlarının ve devlet kurumlarının bu duruma yaklaşımında büyük bir fark yaratacağına inanıyor. Džoši, önceki tanımın dönemin araştırmaları için iyi olduğunu, ancak en büyük zayıflıklarının beyin işlevine aşırı vurgu yapması ve büyük ölçüde İngilizce ile Batı Avrupa yazı sistemine dayanması olduğunu söylüyor. Džoši, 2002'den bu yana hiçbir güncelleme yapılmadığını hatırlatarak konunun büyük bir dikkati hak ettiğini sözlerine ekliyor.