Citadel şirketinin genel müdürü, dünyanın en güçlü ve en başarılı hedge fonlarından birinin başında bulunan Ken Griffin, bugün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın uzun süre kapalı kalması durumunda dünya ekonomisinin resesyona doğru ilerleyeceği uyarısında bulundu. CNBC'nin aktardığına göre, bu değerlendirmesini Washington'daki "Semafor World Economy" konferansında dile getirdi. Şirketi yüz milyarlarca doları yöneten ve piyasaları tahmin etmek için en gelişmiş matematiksel modelleri kullanan Griffin'in Wall Street'in en etkili isimlerinden biri olduğu belirtildi. Finansal gücünün yanı sıra, kendisi Cumhuriyetçi Parti'nin en büyük bağışçılarından biri olarak da kaydedildi. Geçmişte Donald Trump'ın belirli hamlelerine karşı eleştirel olsa da Griffin'in Cumhuriyetçi politikaların kilit bir destekçisi olduğu vurgulandı ve muhafazakar hedefleri güçlendirmek için milyonlarca dolar bağışladığı aktarıldı. Bu durumun, onun ekonomik tahminlerini ABD dış politikası bağlamında özellikle önemli kıldığı açıklandı. Griffin, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması durumunda dünyanın kaçınılmaz olarak resesyona gireceğini bildirdi. "Boğazın önümüzdeki altı ila on iki ay boyunca kapalı kaldığını varsayarsak, dünya resesyona girecektir. Bu kaçınılmazdır," sözleriyle vurguladı. Hürmüz Boğazı'nın, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği, stratejik olarak dünyanın en önemli deniz geçidi olduğu belirtiliyor. Boğazın blokajının Asya ve Avrupa'nın büyük bir kısmı için anında tedarik kesintisi anlamına geleceği açıklandı. Griffin ayrıca, böyle bir gelişmenin sonuçlarından birinin, istikrarsız Orta Doğu'ya bağımlılığı azaltmak amacıyla rüzgar, güneş ve nükleer enerji dahil olmak üzere alternatif enerji kaynaklarına yönelik büyük ve hızlandırılmış bir yönelim olacağını kaydetti. Yatırım devinin başındaki isim, ABD'nin saldırıları geciktirmesi ve böylece İran'ın askeri kapasitelerini güçlendirmesine izin vermesi durumunda savaşın sonuçlarının daha ağır olacağını da belirtti. ABD'nin Şubat ayında İran'a ilk kez saldırmasından önceki seviyelere toparlanmış olsa da, yatırımcı iyimserliğinin Orta Doğu'daki savaşın süresine bağlı olduğu vurgulandı. Griffin ve diğer birçok analistin tehlikeli bir duruma dikkat çektiği, iki ülke arasındaki gerilimin tırmanma riskinin şu anda "piyasa fiyatlarına hiç yansımadığı" belirtildi. Bu durumun, borsaların çatışmanın kontrol altında kalacakmış gibi davrandığı anlamına geldiği, ancak durumun daha da kötüleşmesi halinde ani bir şok ve keskin fiyat düşüşleri için zemin hazırladığı açıklandı. Dünya ekonomilerinin, özellikle de Asya ekonomilerinin, varil başına yaklaşık 100 dolar seviyesinde seyreden petrol fiyatlarındaki artışlara karşı hala son derece hassas olduğu kaydedildi. Bu seviyenin en şiddetli çatışmalar sırasında ulaşılan en yüksek seviyelerden düşük olmasına rağmen, savaş öncesi fiyatlar olan varil başına 70 doların altındaki seviyelerden önemli ölçüde daha yüksek olduğu vurgulandı. Enerji fiyatlarındaki her ilave artışın doğrudan yaşam maliyetlerini yükselttiği ve küresel ekonomiyi dayanıklılık sınırının ötesine ittiği belirtildi.