Yaz aylarında birçok kişi ani burun akıntısı, boğaz ağrısı ve halsizlikten soğutma cihazlarını sorumlu tutsa da, bilim klima gribi diye bir şey olmadığını açıkça belirtti. Ancak bu cihazların yarattığı atmosferin vücudun savunma mekanizmalarını ciddi şekilde tehdit edebileceği kaydedildi. Sıcak yaz günlerinde klimalı bir binaya girip aniden soğuk havaya maruz kalan birçok kişinin kısa sürede burun akıntısı, hapşırma ve genel bir halsizlik hissettiği belirtildi. Bu durumun halk arasında "klima rahatsızlığı" veya "klima gribi" olarak anıldığı aktarıldı. Uzmanlar, düzgün bakımı yapılan bir klima cihazının tek başına hastalığa neden olmayacağını, ancak yarattığı atmosferin – daha soğuk hava, düşük nem ve kapalı alanda devridaim eden havanın – sağlığı etkileyebileceğini vurguladı. Cleveland Clinic Ohio'dan göğüs hastalıkları uzmanı Dr. Neha Solanki, klima cihazlarının kendilerinde insanları hasta eden bir şey olmadığını, ancak oluşturdukları atmosferin üst solunum yolu semptomlarına yol açabileceğini ifade etti. Dr. Solanki, bu durumu ani hava değişimiyle insanların kendilerini kötü hissetmesine benzeterek, çevrenin doğrudan enfeksiyona neden olmadığını, ancak vücudun yeni koşullara uyum sağlamaya çalıştığını bildirdi. Klimaların soğuk havayı üflemesi, havadaki nemi azaltması ve havayı sirküle etmesi gibi işlevlerinin, vücut bu yeni koşullara adapte olurken soğuk algınlığına benzer semptomlara yol açabileceğini belirtti. Göğüs hastalıkları uzmanı, klima cihazlarından gelen soğuk havanın solunum yollarını kurutarak tahriş edebileceğini; burun akıntısı, boğaz ağrısı ve öksürük gibi solunum semptomlarına neden olabileceğini aktardı. Sinüslerden akciğerlere kadar solunum yolunun çok hassas olduğunu, havanın aşırı soğuk veya kuru olmasının iltihaplanmaya yol açabileceğini ve astım gibi rahatsızlığı olanlarda nefes almayı zorlaştırabileceğini vurguladı. Sıcaklık ve nem düşüşünün ayrıca maruz kalan cildi ve mukoza zarlarını kuruttuğu, bunun da kuru gözler, kaşıntılı cilt ve dudak çatlamaları gibi semptomlara neden olabileceği kaydedildi. Organizmanın dehidrate olması durumunda yorgunluk, baş ağrısı ve ağız kuruluğu gibi ek semptomların ortaya çıkabileceği belirtildi. Herkes ani sıcaklık ve nem değişikliklerine tepki verebilse de, astım, alerji, kronik sinüs sorunları, kuru göz sendromu ve eklem ağrıları gibi belirli durumları olan kişilerin klima kullanımına karşı önemli ölçüde daha hassas olduğu ifade edildi. Dr. Solanki, klima etkilerine karşı hassasiyetin yaşla birlikte arttığını da kaydetti. Yaşlı bireylerin böbreklerinin suyu eskisi kadar etkili bir şekilde tutmayabileceği ve susuzluk hissinin yaşla birlikte azalmasının yaygın olduğu belirtildi. Bu nedenle yaşlıların kuru havaya tepki olarak su alımını artırmaya daha az eğilimli olabileceği ve bazılarının sık idrara çıkma endişesiyle ek sıvı almaktan kaçındığı aktarıldı. Bu faktörlerin tümünün, 65 yaş üstü kişiler için klimalı odalarda vücuttaki sıvı dengesini korumayı büyük bir zorluk haline getirdiği vurgulandı. Hormonların da bu süreçte önemli bir rol oynadığını dile getiren Dr. Solanki, hormonal dalgalanmalar nedeniyle kadınların göz ve mukoza zarı kuruluğuna daha yatkın olduğunu, bunun da düşük nemli odalarda kalmayı daha da rahatsız edici hale getirebileceğini belirtti. Alerjisi olan kişiler için klima cihazının hem bir yardım hem de bir tehdit olabileceği dile getirildi. Kaliteli bir ısıtma, havalandırma ve iklimlendirme (HVAC) sisteminin evdeki çok sayıda alerjeni başarılı bir şekilde filtrelediği, ancak devridaim eden havanın sürekli karışması nedeniyle filtrelerin yakalayamadığı alerjenlerin sürekli hareket halinde olduğu ve havada asılı kaldığı belirtildi. Sistemin düzenli olarak bakımı yapılmazsa, içinde küf gibi yeni tehlikelerin gelişebileceği aktarıldı. Cleveland Clinic'ten Dr. Neha Solanki, "Klima sisteminizde iyi filtreleriniz yoksa, bu alerjenleri aslında yaşam alanınıza tüm hızıyla geri göndermiş olursunuz" şeklinde uyardı. Göğüs hastalıkları uzmanı Dr. Solanki, "klima gribi"nin gerçek bir tıbbi hastalık olmadığını açıkça vurguladı. Uzman, çevredeki ani bir değişikliğin üst solunum yolu virüsünü sadakatle taklit eden semptomları tetikleyebilse de, insanları hasta eden klima cihazlarına özgü bir mikrop bulunmadığını belirtti. Semptomların kısa bir adaptasyon süresinden sonra geçmemesi durumunda, büyük olasılıkla gerçek bir virüsün söz konusu olduğu, klima kaynaklı bir rahatsızlık olmadığı aktarıldı. Klima kullanımının kronik yorgunluğa ve solunum sorunlarına yol açması durumunda, ev bakımında yapılacak küçük değişikliklerin büyük fark yaratabileceği kaydedildi. Dr. Solanki, klima ile ilişkili semptomlara katkıda bulunan birçok değişkenin, doğru ev bakımı ile kontrol edilebileceğini ifade etti. Klimaya karşı olumsuz reaksiyon riskinin, cihazın düzenli temizlenmesi ve filtrelerinin değiştirilmesi, ortam neminin korunması, sıcaklık farklarının azaltılması ve doğrudan soğuk hava akımından kaçınılması gibi kuralların uygulanmasıyla önemli ölçüde azaldığı belirtildi. Klima kontrolünün bir konfor kaynağı olması gerektiğini, sağlık sorunlarına neden olmaması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, düzenli temizlik ve bakıma rağmen soğutma cihazının yarardan çok zarar vermesi durumunda bir doktora başvurulmasının şart olduğunu bildirdi. Çünkü klima reaksiyonu gibi görünen durumun gizli bir sağlık sorununun belirtisi olabileceği açıklandı.