Milyonlarca yıllık dişler, bugün ilk insan atalarının yaşadığı dünyanın hikayesini ve onların gelişimini şekillendiren değişiklikleri ortaya koydu. Bilim insanları, fosilleşmiş mineyi analiz ederek geçmişe bakmayı ve yoğun ormanlardan açık savanlara kadar tüm ekosistemleri yeniden inşa etmeyi başardıklarını bildirdi. İlk bakışta göze çarpmayan dişler, uzun zaman önce kaybolmuş dönemlerin en güvenilir tanıklarından biri olarak öne çıktı. Kemiklerin aksine, diş minesi milyonlarca yıl boyunca korunarak hayvanların gençliklerinde tükettikleri yiyecek ve suyun kimyasal izlerini içinde sakladığı kaydedildi. Bu izlerin, bilim insanlarının Etiyopya'daki Afar bölgesinde –insanlığın beşiği olarak adlandırılan Doğu Afrika Rift Vadisi'nin bir parçası– erken insan atalarının geliştiği dönemlerdeki manzaraların nasıl olduğunu keşfetmelerini sağladığı belirtildi. Üç on yıllık araştırma süresince, farklı kaya katmanlarından elde edilen fosil dişlerin analiz edildiği ve bunun zaman içindeki değişikliklerin karşılaştırılmasına imkan tanıdığı aktarıldı. Yöntemin hassas olduğu açıklandı: Fosilleşmiş diş minelerinden küçük bir miktar toz alınarak laboratuvarda incelendiği belirtildi. Farklı bitkilerin farklı kimyasal izler bıraktığı –ağaçlar ve çalılıkların otlardan fotosentez yöntemleriyle ayrıldığı– ve bu kalıpların, onları yiyen hayvanların dişlerinde kayıtlı kaldığı vurgulandı. Böylece hayvanların neyle beslendiğinin ve belirli bir dönemde hangi bitki örtüsünün baskın olduğunun belirlenebildiği aktarıldı. Sonuçlar, yaklaşık dört milyon yıl önce Afar bölgesinin bugünkünden önemli ölçüde farklı olduğunu gösterdi. Kurak bir manzara yerine, ormanlardan geçen nehirler, araziye dağılmış göller ve geniş otlak ovaları ile çeşitli bir ortamın mevcut olduğu kaydedildi. Antilop, zürafa, domuz, at, su aygırı ve fil gibi hayvanların fosil dişlerinin, yapraklardan çalılıklara ve otlara kadar çeşitli bir diyeti ortaya koyduğu belirtildi. Kimyasal izlerin, o dönemde otlakların zaten yayılmakta olduğunu ancak ormanların da önemli bir rol oynamaya devam ettiğini gösterdiği aktarıldı. Hayvanların böyle bir habitat mozaiği içinde hareket ettiği ve mevcut yiyecek kaynaklarına uyum sağladığı bildirildi. İki ila üç milyon yıl önce, açık otlakların yayılmasıyla büyük değişikliklerin meydana geldiği açıklandı. Bu dönüşümün, üç plakanın kademeli olarak ayrıldığı, topografyayı, iklimi ve su akışlarını değiştirdiği Doğu Afrika Rift Vadisi'ndeki tektonik süreçlerle ilişkili olduğu vurgulandı. Bu tür koşullarda, uyum sağlayabilen türlerin başarılı olduğu belirtildi. Otla beslenen hayvanların baskın hale geldiği, diğerlerinin ise azaldığı kaydedildi. Atlar ve bazı antiloplar gibi türlerin, sert ve kaba bitki örtüsünü öğütmeye uygun dişler geliştirdiği ve bunun minelerinde açık bir iz bıraktığı aktarıldı. Erken insan atalarının da bu değişken dünyada yaşadığı belirtildi. En bilinen fosillerden 'Lucy'nin de bu bölgede bulunduğu bildirildi. Yaklaşık 2,9 ila 3,8 milyon yıl önce yaşamış olan Australopithecus afarensis türünün diş analizlerinin, esas olarak otlara bağımlı olmadığını gösterdiği, bunun yerine mevcut duruma göre meyve, yaprak ve kökleri içeren çeşitli bir beslenme düzenine sahip olduğunu ortaya koyduğu kaydedildi. Bu tür bir esnekliğin, sürekli değişen bir ortamda hayatta kalmanın anahtarı olduğu vurgulandı. Erken insanların dik yürüdüğü, beyinlerinin giderek büyüdüğü ve taş aletler yapıp kullanmaya başladığı önemli evrimsel değişikliklerin de tam bu dönemde meydana geldiği aktarıldı. Diş minesi araştırmalarının, son dört milyon yılda ekosistemlerin nasıl değiştiği ve bu değişikliklerin Dünya'daki yaşamın gelişimi üzerindeki etkileri hakkında değerli bilgiler sağladığı belirtildi. Yeni koşullara beslenme düzenlerini uyarlamaya hazır olan türlerin hayatta kalmak için en büyük şansa sahip olduğu kaydedildi. Bu bulguların sadece gezegenin geçmişini ortaya koymadığı, aynı zamanda insanın nasıl evrildiği –değişken bir dünyada uyum sağlayabilen bir varlıktan, bugün kendi kökenlerini anlamaya çalışan bir türe dönüşme– yolunu anlamaya da yardımcı olduğu aktarıldı.