Hayat boyu kilo almanın sağlığı on yıllar sonra şekillendirdiği ve kilo birikiminin sağlığı etkilemesinin yanı sıra, obezitenin hayatın hangi döneminde ilk kez ortaya çıktığının önemli olduğu bildirildi. İsveç'teki Lund Üniversitesi araştırmacılarının 10 Nisan 2026'da yayımlanan bir çalışmasına göre, erken yaşta kilo almanın sanılandan daha tehlikeli olduğu ve erken ölüm riskini artırdığı vurgulandı. Lund Üniversitesi'nden araştırmacıların 600.000'den fazla bireyi takip ettiği kapsamlı bir çalışma, kilo alımının zamanlamasının uzun vadeli sağlık üzerinde kritik bir rol oynayabileceğini kaydetti. Çalışma, 17 ile 60 yaş arasındaki kilo değişikliklerinin çeşitli hastalıklardan ölüm riskiyle nasıl ilişkilendirildiğini inceledi. Sonuçlar, erken yetişkinlik döneminde kilo almanın en güçlü uzun vadeli sonuçlara sahip olduğunu açıkça belirtti. Epidemiyoloji Doçenti Tanja Stocks, “Tutarlı bulgumuz, genç yaşta kilo alımının, daha az kilo alan kişilere kıyasla yaşamın ilerleyen dönemlerinde erken ölüm riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkili olmasıdır” ifadelerini kullandı. Stocks, çalışmanın 10 Nisan 2026 tarihinde eClinicalMedicine dergisinde yayımlandığını aktardı. Araştırmacılar, obezitenin 17-29 yaşları arasında ilk kez geliştiği kişilerin, 60 yaşından önce obezite geliştirmeyenlere göre erken ölüm riskinin yaklaşık yüzde 70 daha yüksek olduğunu bildirdi. Obezitenin başlangıcı, bir kişinin vücut kitle indeksinin (kilo ve boya dayalı bir ölçü) ilk kez 30 veya daha fazlasına ulaşması olarak tanımlandı. Lund Üniversitesi'nde doktora öğrencisi ve çalışmanın baş yazarı Huyen Le, erken yaşta obeziteye yakalanan kişilerin neden daha yüksek risk altında olduğuna dair olası bir açıklamanın, aşırı kilolu olmanın biyolojik etkilerine daha uzun süre maruz kalmaları olduğunu kaydetti. Le, kadınlarda kanser riski konusunda bir istisna olduğunu vurgulayarak, “Risk, kilo alımının ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın yaklaşık olarak aynıydı. Uzun süreli obeziteye maruz kalma temel bir risk faktörü ise, erken kilo alımı daha yüksek risk anlamına gelmelidir. Bunun böyle olmaması, kadınlarda kanser riski ve hayatta kalmada başka biyolojik mekanizmaların da rol oynayabileceğini düşündürmektedir” açıklamasını yaptı. Çalışmanın temel gücünün, her katılımcı için tekrarlanan ağırlık ölçümlerini kullanması olduğu ve böylece araştırmacıların on yıllar boyunca değişiklikleri izlemesine olanak tanıdığı belirtildi. Birçok önceki çalışma, insanların önceki kilolarını hatırlamasına dayanırken, bu çalışma çoğunlukla sağlık kuruluşlarında personel tarafından yapılan objektif ölçümlere dayandığını vurguladı. Tanja Stocks, “Nüfus düzeyindeki risk artışını yorumlamak zor olabilir. Ancak, kalıp tanıma önemlidir ve bu çalışma, obezitenin önlenmesinin önemi hakkında karar vericilere ve siyasetçilere önemli bir mesaj göndermektedir” değerlendirmesini aktardı. Araştırmacılar, günümüz ortamını obeziteye yol açan bir toplum olarak tanımlarken, sağlıklı seçimler yapmayı zorlaştıran ve kilo alımını teşvik eden bir çevre olduğunu belirtti. Bu tür önlemlerin insanların sağlığı üzerinde olumlu bir etki yaratacağını gösteren ek kanıtlar sunduğu kaydedildi.