Fransa'da yaklaşık 90 bin yetişkin üzerinde yapılan bir araştırma, kırmızı ette doğal olarak bulunan ve insan vücudunun yabancı madde olarak tanıdığı bir şeker türünün yüksek alımını tip 2 diyabet riskinin artmasıyla ilişkilendirdi.

Fransız NutriNet-Santé beslenme araştırmasına katılan 89.953 kişinin verilerinin analiz edildiği çalışmada, et kaynaklı N-glikolilnöraminik asit (Neu5Gc) alımı en yüksek olan grubun, bu maddeyi en az alan gruba kıyasla tip 2 diyabet geliştirme riskinin yüzde 63 daha fazla olduğu görüldü. İkinci en yüksek alım grubunda ise risk artışı yüzde 41 olarak hesaplandı. Bu oranlar, diyabet geliştiren katılımcıların yüzdesini değil, en düşük alım grubuna kıyasla göreli risk artışını ifade ediyor.

Bulgular, Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği'nin (EASD) yıllık toplantısında sunuldu. Gözlemsel nitelikteki çalışma, şekerin hastalığa yol açtığını kesin olarak doğrulayamıyor.

Araştırmanın başyazarı, Fransa'daki Sorbonne Paris Nord Üniversitesi'nden Dr. Leopold Fezeu, sonuçların kırmızı et tüketimi ile tip 2 diyabet arasındaki bağlantıda kronik iltihabın özgül bir mekanizma olabileceğine işaret ettiğini belirtti. Fezeu, bu ilişkinin kısmen yenilen kırmızı et miktarından ve kısmen de vücut yağından bağımsız olduğunu söyledi.

Çalışmaya katılanların ortalama yaşı 42, yüzde 79'u kadın ve hiçbirinde çalışmaya dahil edildikleri sırada diyabet ya da kanser yoktu. 7,2 yıllık medyan takip süresince 966 katılımcıda tip 2 diyabet gelişti. Katılımcılar 24 saatlik beslenme kayıtlarını üç kez doldurdu; araştırmacılar, gıdalardaki ölçülmüş Neu5Gc konsantrasyonlarına dayanan doğrulanmış bir veri tabanı kullanarak her kişinin bu şekeri ne kadar aldığını ve bunun etten mi yoksa süt ürünlerinden mi geldiğini tahmin etti. Pastırma, sosis ve şarküteri ürünleri gibi işlenmiş etler ayrı bir gıda grubu olarak kaydedildi, süt ürünleri ise ayrıca analiz edildi.

Kadınlar ve erkekler, etten alınan Neu5Gc miktarına göre ayrı ayrı eşit büyüklükte beş gruba ayrıldı. En yüksek alım grubundaki erkekler günde ortalama 97 gram, kadınlar 73 gram kırmızı et tüketiyordu. İşlenmiş et de hesaba katıldığında bu miktarlar erkeklerde 136 grama, kadınlarda 96 grama çıktı. En düşük alım grubunda ise toplam değerler erkeklerde yalnızca 21 gram, kadınlarda 9 gramdı.

İlişki, yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, beslenme kalitesi, sigara kullanımı ve temel sağlık durumları hesaba katıldıktan sonra da sürdü. Hem erkeklerde hem kadınlarda görülen bağlantıda cinsiyetler arasında istatistiksel olarak belirgin bir fark saptanmadı ve toplam enerji alımından bağımsız olarak tutarlı kaldı.

Risk, Neu5Gc alımı arttıkça özellikle hızlı yükseldi. Araştırmacılar bunun, maddenin dokularda birikmesinin daha güçlü bir bağışıklık yanıtını tetiklediği bir eşiğe işaret edebileceğini öne sürdü; ancak çalışma böyle bir eşiğin kesin değerini belirlemedi. Fezeu, hangi Neu5Gc düzeylerinin bağışıklık yanıtını harekete geçirdiğinin bilinmediğini, ancak verilerin etten alınan Neu5Gc miktarı arttıkça tip 2 diyabet riskinin de giderek yükseldiğini gösterdiğini ifade etti.

Vücut kitle indeksinin hesaba katılması ilişkiyi zayıflattı, ancak bağlantı istatistiksel olarak anlamlı kalmayı sürdürdü. Araştırmacılar obezitenin bağlantının yaklaşık yüzde 13'ünü açıkladığını tahmin etti ve geri kalan kısmın, insülin üreten hücreleri ve insüline duyarlı dokuları etkileyen iltihapla açıklanabileceğini öne sürdü. Bu mekanizmaların hâlâ araştırılması gerekiyor.

Ancak araştırmacılar toplam kırmızı et tüketimini de hesaba kattığında ilişki zayıfladı ve istatistiksel anlamlılığını yitirdi. Sonuç hâlâ daha yüksek riske işaret etse de bu durum, Neu5Gc'nin olası katkısını etteki diğer maddelerin katkısından ayırmayı zorlaştırıyor.

Süt ürünlerinden alınan Neu5Gc ile diyabet arasında bir bağlantı görülmedi. Araştırmacılar bunu, sığır ve kuzu etine kıyasla inek sütündeki daha düşük konsantrasyonlarla ve genellikle tüketilen daha küçük porsiyonlarla uyumlu buldu. Tüm gıda kaynakları birlikte değerlendirildiğinde, en yüksek Neu5Gc alımı yüzde 37 daha yüksek diyabet riskiyle ilişkilendirildi; bu etki büyük ölçüde etten kaynaklanıyordu.

Fezeu, bulguların Neu5Gc ile tip 2 diyabet arasındaki ilişkinin beslenmedeki kaynağına bağlı olabileceğini gösterdiğini, etten alınan Neu5Gc'nin diyetle alınan toplam Neu5Gc'ye kıyasla tip 2 diyabet riskiyle daha güçlü bir bağlantı sergilediğini söyledi. Kaynaklar arasında farklılıklar olabileceğini ya da kırmızı etteki başka bileşenlerin katkıda bulunabileceğini belirten Fezeu, kırmızı etin Batı beslenmesindeki yaygınlığı göz önüne alındığında et kaynaklı Neu5Gc ile tip 2 diyabet riski arasındaki güçlü bağlantının önemli bir bulgu olduğunu ifade etti. Fezeu, gelecekteki araştırmaların, örneğin en yüksek Neu5Gc içeriğine sahip sığır ve kuzu eti yerine kanatlı eti ya da bitkisel proteinlerin tercih edilmesi yoluyla et kaynaklı Neu5Gc maruziyetinin azaltılmasının tip 2 diyabeti önlemeye yardımcı olup olamayacağını incelemesi gerektiğini, ayrıca geniş kohortlarda Neu5Gc'ye karşı antikorları doğrudan ölçen çalışmaların da insanlarda ksenosialit mekanizmasının doğrudan test edilmesine katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.

Ekip, Neu5Gc'yi kırmızı etin hem demiri (beslenmedeki demir biçimi) dahil diğer bileşenleriyle birlikte araştırmayı planlıyor. Neu5Gc'ye karşı antikorların ölçülmesi, öne sürülen bağışıklık mekanizması için yalnızca beslenmeye dayalı tahminlerden daha doğrudan bir test sağlayacak.

Sonuçlar henüz doğrulanmadı ve analiz tamamlandığında tahminler değişebilir. Çalışma bir ilişkiyi ortaya koyuyor; ancak daha yüksek diyabet riskine neyin yol açtığını belirleyemiyor ya da Neu5Gc alımının azaltılmasının hastalığı önleyeceğini tespit edemiyor.

Araştırmacılar birkaç temel risk faktörünü hesaba katmış olsa da ölçülmeyen yaşam tarzı ve toplumsal farklılıklar bulguları etkilemiş olabilir. Gıda kayıtları da gerçek alımı yanlış yansıtabilir ve analiz takip süresi boyunca beslenmedeki değişiklikleri izlemedi.