ABD'deki Mississippi Üniversitesi'nden klinik psikoloji araştırmacıları, psikopatik kişilik özelliklerinin yazılı anlatıma nasıl yansıdığını inceledi. "Personality and Individual Differences" dergisinde yayımlanan çalışma, psikopatinin tek bir etiket değil, birbirinden farklı boyutlardan oluşan bir yapı olduğunu ve bu boyutların kelime seçimlerinde iz bıraktığını ortaya koyuyor.

Araştırmayı yürüten klinik psikolog Kaja Brej, psikopatinin çoğu zaman tek bir bütün gibi algılandığını, oysa çok boyutlu olduğunu belirtiyor. Brej'e göre herkes bu özellikleri bir ölçüde taşıyor; asıl tablo, bu özellikler bir arada ve çok yüksek düzeyde göründüğünde ortaya çıkıyor.

Psikopati, psikiyatri ve psikolojide resmi bir tanı olarak yer almıyor; DSM'de (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) adı geçmiyor. Bilim insanları bu olguyu, antisosyal kişilik bozukluğu altında toplanan özellikler üzerinden ve "üçlü model" (triyarşik model) çerçevesinde ele alıyor. Bu model psikopatik kişiliği üç temel boyutta tanımlıyor: atılganlık (smelost), disinhibisyon ve kötücüllük (zloba).

Çalışmaya 307'si öğrenci, 144'ü eski hükümlü olmak üzere toplam 451 kişi katıldı. Katılımcılar önce bu üç boyutu ölçen standart TriPM (Triarchic Measure of Psychopathy) anketini doldurdu, ardından hayatlarının zirve noktası, düşüş dönemi ve dönüm noktası olmak üzere üç kritik evresini anlatan kısa denemeler yazdı.

Araştırmacılar, analizin amacının tanı koymak olmadığını vurguluyor; psikopati zaten resmi bir tanı değil. Amaç, bu özelliklerin gündelik davranışlara ve kelime seçimlerine nasıl yansıdığını anlamak.

Sonuçlar, psikopatik özellikler taşıyan kişilerin dilinin duygudan ya da kişisel anlamdan yoksun olmadığını gösteriyor. Ancak bu kişilerin kelime seçimleri ve duygusal deneyimleri, toplumun söz konusu bağlama uygun bulacağı ifadelerle örtüşmüyor.

Çalışmanın ortaya koyduğu bulgular, psikopatı soğuk, tamamen mesafeli ve konuşmasında hiçbir kişisel iz bırakmayan bir figür olarak resmeden yerleşik stereotipi de sarsıyor.

Dr. Lora Drislejn, bu nüansları anlamanın davranışı öngörmek açısından kritik olduğunu söylüyor. Drislejn'e göre bilimde insanları "psikopat" diye etiketlemekten kaçınma yönünde bir eğilim var, çünkü psikopati sabit bir kategori olarak görülmüyor. Öte yandan bu boyutlar suç oranları, suçun tekrarlanması veya partner ilişkilerinde şiddet gibi son derece önemli sonuçları öngörebiliyor. Drislejn, etiketin ötesine bakıp her bir bileşeni ayrı ayrı incelemenin önemine dikkat çekiyor; çünkü her bileşen kendine özgü bir davranış kümesini öngörüyor.

Kaja Brej ise psikopatiye çok boyutlu bir perspektiften bakmanın, bu özelliklerin hiçbir suç işlememiş geniş bir nüfusta nasıl göründüğünü fark etmeyi sağladığını belirtiyor. Brej'e göre bu bakış, söz konusu özelliklerin öğrencileri, iş dünyasındaki profesyonelleri ve gündelik kişiler arası ilişkileri nasıl etkilediğini anlamaya yardımcı oluyor.

Dr. Lora Drislejn, bu bozuklukları tedavi edebilmek ya da ideal olarak gelişimini önleyebilmek için işleyen mekanizmaların ayrıntılı biçimde anlaşılması gerektiğini söylüyor. Ona göre mesele, bu üç kişilik boyutunun her birinin kendine özgü katkısını anlamaktan geçiyor.