Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, beynin aktivitesini kaydeden kulaklıkların piyasaya sürülmesiyle ilgili endişelerini dile getirdi. Bu kulaklıklar henüz düşünceleri okuyamaz ancak gelişimi gizlilik, veri mülkiyetliği ve reklamcılık, eğitim ve işyerindeki potansiyel kötüye kullanımlar konusunda ciddi sorular ortaya çıkarıyor.
Beyin aktivitesini kaydeden kulaklıklar piyasada bulunuyor ve şu anda düşünceleri okuyamıyorlar, ancak gelişimi gizlilik, veri mülkiyetliği ve reklamcılık, eğitim ve işyerindeki potansiyel kötüye kullanımlar konusunda ciddi sorular ortaya çıkarıyor.
Bu fikri tamamen yeni değil, ancak teknolojinin gelişmesi sayesinde şimdiye kadar hastanelerde kullanılan cihazların herkes için erişilebilir hale gelme ihtimali var. Beyin, neuron adı verilen hücrelerden oluşur ve bu hücreler elektrik sinyalleri aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurarlar. Elektroensefalografi (EEG), bu elektrik aktivitesini kaydeder. Yeni kulaklıklar EEG cihazlarının basitleştirilmiş ve daha pratik bir versiyonunu temsil ederdi.
Neuronlar arasındaki iletişim, cihazın çok sayıda diğer sinyalden, örneğin kas kontraksiyonları ve çeşitli dış rahatsızlıklar gibi, ayırt etmesi gereken bir fısıltıya benzetilir. EEG teknolojisi, uyanıklığı uyku ile, ve odaklanmayı gevşeme ile ayırt edebilir, ancak kişinin ne düşündüğünü ortaya koymaz.
Şu anda kimse size düşüncelerinizi okuyabilir. Bu, hastanenin EEG cihazları kullanılarak bile mümkün değildir. Uyku veya odaklanma durumuna ilişkin belirli bilgiler elde edebiliriz, ancak birinin ne düşündüğü hakkında bilgi sahibi olamaız.
En büyük değişiklik, EEG teknolojisinin günlük hayatta kullanılabilecek hale gelecek olmasıdır. Yapay zekanın yardımıyla bu cihazlar gelecekte belirli duygularla ilişkili beyin kalıplarını tanıma konusunda daha başarılı olabilirler. Belki bir gün, mutlu bir kişinin beyninin sinyalini üzgün bir kişinin sinyalinden ayırt edebiliriz. Bu henüz gerçeklik değil, ancak gelecekte olası bir durumdur.
En büyük zorluk, zihinsel gizliliğin korunması olacaktır çünkü şirketler toplanan veriler aracılığıyla kullanıcıların tepkilerini ve duygularını anlamak için daha fazla bilgiye sahip olabilirler. Burada basit düşüncelerin okunmasından bahsetmiyoruz, ancak bir kişinin belirli müzik dinledikten, belirli bir içerik izledikten veya reklamdan nasıl duygusal olarak tepki verdiğini bilmek mümkün olacak. Bu şirketler için büyük ticari bir değer taşıyabilir.
Kullanıcıların belirli bir içeriğe özellikle sevinmesi durumunda, algoritmalar benzer reklamlar ve tekliflerle onları bombardıman edebilir. Bu nedenle, kimin bu bilgileri erişebileceği ve onlara sahip olanın kim olduğu konusunda konuşmamız gerekiyor.
En önemli soru şu: Bu veriler kimin mülkiyetinde? Bu teknoloji, potansiyel kötüye kullanımlar açısından Pandoradan gelen bir kutu gibi. Açık olmayan kurallar olmadan, işverenler bu cihazları çalışanların konsantrasyonlarını izlemek ve hatta düşük odaklanma nedeniyle maaşlarının azaltılmasına yol açmak için kullanabilirler.
Bu şimdi komik gelebilir, ancak bir noktada böyle durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu nedenle, birinin ne kadar odaklanmış olduğunu gösteren verileri kimin görebileceğini önceden tanımlamamız gerekiyor.
Öte yandan, aynı teknoloji, tehlikeli işler yapan insanlara faydalı olabilir. Cihaz, madenci, sürücü veya riskli çalışma ortamında çalışan bir işçinin konsantrasyonunun azaldığını uyararak ona mola vermesi gerektiğini söyleyebilir. Bu teknolojiyi kullanmanın iyi bir yolu olsa da her zaman iki tarafın da göz önünde bulundurulması gerekir.
Günümüz teknolojisinin çocuklara olan etkisi hakkında konuşurken, Pejović sürekli olarak kısa içerikleri izleme ve sosyal medya platformlarında gezinme alışkanlıklarının uzun süreli dikkat süresini azalttığını belirtti. Sosyal medyada bir zamanlar uzun metinler okunuyordu, şimdi ise birkaç saniye içinde dikkat çekmesi gereken içeriklere ulaştık. Beyin sürekli olarak kısa ve ilgi çekici bilgilerle bombardıman edilmeye alışıyor. Ardından, çocuklardan 45 dakika boyunca sakin bir şekilde derse katılmaları bekleniyor.
Pejović, eğitimin teknolojik değişikliklere uyum sağlaması gerektiğini ancak cihazların ve ilaçların sağlıklı alışkanlıklar ve disiplinin yerini alamayacağını düşünüyor. Ayrıca yeni sensörlerin ek radyasyon oluşturmaması gerektiğini belirtiyor ve kullanımının sonuçlarının uygulama şekline ve kullanıcıların korunmasına bağlı olacağını söylüyor<h1></h1>