Turşu, doğal süt-asit fermente edilmesiyle oldukça faydalıdır ve sindirimi iyileştirerek bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Ancak tuz ve asidin varlığı nedeniyle gastritisi olan veya yüksek tansiyonu olan kişiler tüketiminde dikkatli olmalıdırlar.

En eski ve hala kullanılan turşu yapım tekniği, teglere vinse sapı koymaktır. Atalarımız belki de kimyasal açıklamaları bilmiyor olsalar da deneyimlerinden bu yaprakların meyvelerin sert ve çıtır kalmasına yardımcı olduğunu anlamışlardır. Çünkü üzüm yaprağı doğal taninler içerir; bitkisel bileşikler, bitki dokusunun parçalanması ve yumuşamasını sağlayan enzimlerin etkisini doğrudan yavaşlatan bileşiklerdir.

Teglere sadece tamamen sağlıklı ve hasarsız, kimyasal ilaçlar veya böcek ilacı ile tedavi edilmemiş yapraklar konulmalıdır.

İkinci ve birçok kişi için en az bilinen yöntem ise E509 olarak adlandırılan gıda kalsiyum klorürünün kullanılmasıdır. Bu madde, bitkilerdeki doğal pektin yapısının korunması için gıda endüstrisinde başarıyla kullanılır, böylece parçalanma ve sertliğin kaybı engellenir.

Satın alırken ve kullanırken dikkatli olmak ve yalnızca gıda kalitesindeki kalsiyum klorür kullanmak gerekir çünkü pazarda yol tuzlama veya buzun erimesi için kullanılan teknik kalsiyum klorür de bulunur.

Bu ekleme çok küçük miktarlarda, tegle başına sadece 1 ila 2 gram konur çünkü daha fazla miktarda turşunun tadını olumsuz yönde etkileyebilir.

Üçüncü önemli ipucu ise turşunun nasıl düzenlenip paketlendiğiyle ilgilidir. Sirke, su ve tuz çözeltisinin her bir parçaya ulaşması gerekir; eğer meyveler tegle çok sıkıştırılırsa, eşit derecede asitleşme için yeterli sıvı kalmaz.

Bunun yanında, meyvelerin tazeliği de tüm sürecin başarısı için kritik öneme sahiptir. Meyveler ne kadar taze ve hemen turşu yapılacak şekilde hasat edilirse, aylarca mükemmel bir şekilde sert ve lezzetli kalma olasılığı o kadar yüksek olur.