Birçok insanın farklı görüşleri, dünya bakış açıları ve yaşam tarzları olduğu söylenir. Karakter, bilgelik ve karar verme biçimleri hakkında birçok düşünür tarih boyunca konuşmuş, gerçekte düşünceli bir kişiyi ayıran şeylerin ne olduğunu anlamaya çalışmıştır.
Büyük filozoflar, sosyologlar ve psikologlar tarih boyunca, bilge ve düşünceli bir kişinin kendisini diğerlerinden ayırt eden özelliklere ilişkin farklı görüşler sunmuşlardır. Farklı dönemlerde ve koşullarda ortaya çıkan cevapları, birçokları benzer bir mesajla özetleyebiliriz: Gerçek bilgelik, birinin zekası hakkında ne kadar konuştuğunda değil, nasıl düşündüğü, hareket ettiği ve başkalarıyla nasıl davrandığında yatar.
Aristoteles'e atfedilen bir düşünce şöyledir: "Bilge insan hoşuna giden şeylere değil, acıları hafifleten şeylere gider."
Fransız filozof Jean de la Brière ise güçlü bir şekilde kendi zekâlarına inanan insanları eleştirdi: "Kendini çok zeki olarak gören insan genellikle az veya hiç zekaya sahip bir insandır."
Başka bir deyişle, kendi yargılarımıza aşırı güvenmek mutlaka bilgeliğin göstergesi değildir. Aksine, belirli konularda yanlış bir anlayışa sahip olanlar, bazen bu yanılgılara daha da sıkı sıkıya sarılıp kendilerini daha da derinlere götürebilirler.
Eleanor Roosevelt'un benzer bir düşüncesi var: Daha az zekâ seviyesine sahip insanlar genellikle diğer insanlarla ve olaylarla ilgilenirken, daha düşünceli olanlar fikirlerle ve önemli sorularla uğraşırlar - iyilik ile kötülük, doğruluk ile yalan, dürüstlük ile hile, adalet ile haksızlık.
Bu bilgelik anlayışına göre, bilge bir insan başkalarının başarısızlıklarını övmez, küçümser veya gereksiz yere çatışmalara girmez veya başkalarını aşağılamaz. Gücü, ne zaman konuşması gerektiğini ve ne zaman susması gerektiğini, kime güvenmesi gerektiği ve hangi tartışmalardan uzak durması gerektiğini değerlendirme yeteneğinde yatar.
Benzer şekilde, bilge bir kadın da mesleğine, evlilik durumuna, çocuklarına veya övünebileceği seyahatlere göre tanımlanmaz. Yaşam bilgeliği daha çok dikkatlilikle, insanların ve durumların değerlendirilmesi yeteneğiyle ve büyük vaatleri sağduyulu bir şekilde kabul etme eğilimiyle kendini gösterir.
Bir kadın bile ona en iyi şeyleri vaat eden biri olsa bile, körü körüne inanmaz, sözlerin eylemlerle takip edilip edilmediğini görmek için bekler.
Doğu'dan gelen bir bilgeye soruldu: "Bilge kadını nasıl ayırt edersiniz?" Cevabı basit ve özlüydü: "Planları çoğunlukla gerçekleşen kişiyi bilge olarak adlandırabiliriz."
Bu anlayışa göre, bilge kadın hayatı hayal kurarak geçirmez, başarısızlıklarını sürekli kader, koşullar veya çevresindeki insanlara atfetmez. Gerçekçi hedefler belirler ve bunları gerçekleştirmesi için çaba gösterir, sahip olduklarına değer verir ancak aynı zamanda kendi emeğiyle istediği yaşamı inşa etme arzusundan vazgeçmez.
Başka bir deyişle, hayatta her şeyin ona gelmesini beklemek yerine, hayatını kendisi yaratmak için çalışır. Kendi yolunda ilerlemeye ve hayatın sunduklarıyla yüzleşmeye hazırdır. İyi zamanlarda keyif alır ve minnettar olurken, zorluklarla karşılaştığında pes etmez, onları aşmayı öğrenir.
Bu yaşam felsefesine göre, bilgeliğin temel özelliklerinden biri, koşulların her zaman bize uyum sağlamasını beklemek yerine, elimizdeki en iyisini çıkarmayı bilmektir.