İşgücü piyasasında yükseköğrenim gerektirmeyen, ancak bilgi, deneyim ve pratik becerilerin altın değerinde olduğu mesleklerin sayısı artıyor. İşverenler bu mesleklerin birçoğu için giderek daha fazla zorlanarak çalışan arıyor; iyi maaş, prim ve diğer olanaklar sunmalarına rağmen başvuru sayısı tüm açık pozisyonları doldurmaya yetmiyor.

Bunun nedeni çoğu zaman yalnızca para değil. Gece vardiyaları, hafta sonu çalışması, fiziksel yük, sorumluluk ve ağır çalışma koşulları, bu işlerde daha fazla kazanç elde edilebilecek olsa bile birçok kişi için başka bir iş aramaya yeterli bir gerekçe oluşturuyor.

İşgücü açığı özellikle inşaat, sanayi, ulaştırma, konaklama ve bakım işlerinde belirginleşiyor. İşverenlerin uygun çalışan bulmakta en çok zorlandığı meslekler arasında elektrikçilik, tesisatçılık, kaynakçılık, tornacılık ve CNC operatörlüğü, makine ve otomotiv teknisyenliği, inşaat işçiliği, şoförlük ile bakım ve hasta bakıcılığı gibi alanlar yer alıyor.

Bu işlerin büyük bölümünde üniversite diploması şart değil. Bunun yerine meslek bilgisi, pratik deneyim, mesleki eğitim, lisans ve zorlu koşullarda çalışmaya istekli olmak çok daha önemli olabiliyor. Özellikle deneyimli ustalar aranıyor; mesleğini iyi bilenler bazı durumlarda üniversite mezunlarının maaşlarından daha yüksek gelir elde edebiliyor.

Maaş iyiyse neden yeterli çalışan yok sorusunun yanıtı çoğu zaman çalışma koşullarında saklı. Gece vardiyaları ve hafta sonu çalışması özel ve aile yaşamını ciddi biçimde etkiliyor. Bazı işlerde vardiya düzeni sık sık değiştiği için çalışanlar klasik 08.00-16.00 mesaisine güvenemiyor.

Fiziksel yük de önemli bir etken. İnşaat işçileri, kaynakçılar, tamirciler ve çok sayıda sanayi çalışanı her gün güç, konsantrasyon ve dayanıklılık gerektiren koşullarda çalışıyor. Bazı işler yüksekte, gürültü ve toz içinde, açık havada ya da ağır makinelerle çalışmayı gerektiriyor.

Bazı mesleklerde ise sorun sorumluluk. Bir elektrikçinin, kaynakçının, tamircinin ya da CNC makinesi operatörünün hatası işverene pahalıya mal olabileceği gibi insanların güvenliğini de tehlikeye atabiliyor. Bu nedenle çalışanlardan yalnızca işe gelmesi değil, bilgi ve deneyim sahibi olması bekleniyor.

İşverenler çalışan çekmek için tekliflerini cazip hale getirmeye çalışıyor. Maaşın yanı sıra prim, ücretli konaklama, yol parası, ek eğitim, ücretli fazla mesai ve benzeri olanaklar sunuluyor. Bazı mesleklerde işverenler çalışan eğitimine yatırım yapmaya da hazır; zira ilgili bir adayı yetiştirmek, çoğu zaman hâlihazırda eğitimli bir uzman bulmaktan daha kolay oluyor. Özellikle deneyimli olan ve aylarca işe alıştırma sürecine gerek kalmadan işi hemen devralabilecek çalışanlar rağbet görüyor.

İşgücü piyasasındaki değişimler, üniversite diplomasının her zaman en iyi kazancın garantisi olmadığını gösteriyor. İyi bir elektrikçi, tesisatçı, kaynakçı ya da tamirci, birkaç yıllık üniversite eğitimi gerektiren birçok meslekteki çalışandan daha fazla aranabiliyor. Bu nedenle giderek daha sık olarak zanaatın değerinin geri döndüğü konuşuluyor.

Sorun, birçok genç için fiziksel emeğin masa başı işe göre daha az çekici olması. Aynı zamanda çok sayıda deneyimli zanaatkâr emekli oluyor ya da ülke içi işgücü piyasasından ayrılıyor; yeni çalışan sayısı ise yeterli değil. Sonuç basit: iş var, para var, ancak çalışacak kimse yok.

Yüksek kazanç tek başına bir çalışanın işi kabul etmesi için yeterli olmuyor. Karar verirken çalışma saatleri, izin günleri, iş güvencesi, fiziksel yük, işverenin çalışanlara yaklaşımı ve yükselme olanakları giderek daha fazla dikkate alınıyor. Bu nedenle bir işveren daha yüksek maaş teklif etse bile yeterli sayıda çalışan bulamayabiliyor.

İşgücü piyasasında artık yalnızca "Maaş ne kadar?" diye sormak yeterli görünmüyor. Giderek daha sık olarak ikinci soru da soruluyor: "Peki iş nasıl?"