Endometriozis, rahim boşluğunda normalde bulunması gereken dokunun başka bir yerde büyümesiyle ortaya çıkan ilerleyici, kronik ve iltihabi bir hastalık olarak tanımlanıyor. Belgrad'daki Acibadem Bel Medic Hastanesi'nde radyoloji uzmanı ve sindirim sistemi radyolojisi yan dal uzmanı olan Kıdemli Uzman Dr. Sanja Jovanović, hastalığın belirtilerinin geniş bir yelpazede seyretmesi nedeniyle yıllarca teşhis edilemediğine dikkat çekti.
Jovanović, endometriozisin 18-50 yaş arasındaki üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10'unda görüldüğünü, hastalığın üreme çağı dışında da devam edebilmekle birlikte en büyük klinik ağırlığının gebelik döneminde hissedildiğini belirtti.
Hastalıkta endometriyum dokusu en sık yumurtalıklarda, bunun yanı sıra tüplerde, mesanede, bağırsaklarda, karın ve pelvis zarında, pelvis organlarını stabilize eden bağlarda, nadiren de akciğer ve beyinde yerleşiyor. Bu dokular, normal rahim içi dokusu gibi cinsiyet hormonlarına duyarlı davranıyor; adet döngüsü boyunca büyüyüp kalınlaşıyor ve dökülüyor. Ancak kanın dışarıya atılacak bir yolu olmadığı için pelviste rahatsızlık, yaygın ve künt ağrı, iltihaplanma ve aylar süren iltihaplanmaların ardından yapışıklıklara dönüşen yara dokuları oluşuyor. Jovanović, bu sürecin kronik ağrı, organ disfonksiyonu, yumurtalık rezervinin azalması ve kısırlığa yol açabildiğini, halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen yapıların yumurtalığın sağlıklı dokusunu tahrip ettiğini aktardı.
Hastalığın kesin nedeni tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte Jovanović, genetik, immünolojik-hormonal ve sosyo-epidemiyolojik faktörlerin birlikte rol oynadığını ifade etti. Annesinde veya kız kardeşinde endometriozis bulunan kadınlarda hastalığın dokuz kat daha sık görüldüğü, otoimmün hastalıklarla daha sık birliktelik gösterdiği, erken yaşta ilk adet, rahim anomalileri, obezite ve düşük fiziksel aktivitenin riski artırdığı belirtiliyor.
Belirtiler arasında ağrılı adet dönemleri, ağrılı cinsel ilişki, kronik pelvik ağrı, kabızlık, ishal, bulantı, depresyon ve anksiyete yer alıyor. Jovanović, bu geniş belirti yelpazesinin ve birden fazla organ sistemine yayılan şikâyetlerin hastalığın uzun süre "radar altında" kalmasına, yani teşhisin yıllarca gecikmesine neden olduğunu vurguladı.
Teşhis sürecinde hastanın öyküsü, jinekolojik muayene, transvajinal ultrason ve tümör belirteçleri kullanılıyor. Yumurtalıklar dışında yerleşim şüphesi bulunan, ultrasonla tespit edilemeyen veya pelvisin farklı bölgelerine gizlenmiş lezyonlarda pelvik MR görüntülemesine başvuruluyor. MR'a kontrendikasyon bulunan veya lezyonların çok küçük olduğu durumlarda ise altın standart, laparoskopi eşliğinde patohistolojik doğrulama olarak kabul ediliyor.
Tedavi seçenekleri arasında ilaç tedavisi, cerrahi müdahale veya ikisinin kombinasyonu bulunuyor. Jovanović, hastalığın ilerleyici ve kronik niteliği nedeniyle kalıcı olarak iyileştirilemediğini, ancak ağrının azaltılabildiğini, doğurganlığın korunabildiğini ve yaşam kalitesinin iyileştirilebildiğini söyledi. Hastaların ultrason ve MR ile düzenli takip edildiğini, özellikle yaygın formlarda ve derin pelvik endometrioziste anatomik bozulmaların izlendiğini kaydetti. Jovanović, erken teşhis için kadınların, hekimlerin ve toplumun bilinçlendirilmesinin önemine işaret etti.