Soğuk günlerde çoğu kişi evini serinletmemek için pencereleri açmaktan kaçınırken, Almanya'da yıllardır tamamen farklı bir alışkanlık uygulanıyor. Pencere saatlerce aralık bırakılmak yerine tamamen açılıyor, ancak yalnızca birkaç dakika.
"Stoßlüften" yani kısa ve yoğun havalandırma olarak bilinen bu yöntem, odadaki havanın hızla tazelenmesini, duvarların, zeminlerin ve mobilyaların ise fazla soğumamasını amaçlıyor.
Bu tür havalandırma, kapalı mekânlarda nemin daha kolay biriktiği ve soğuk yüzeylerdeki yoğuşmanın küf oluşumuna zemin hazırlayabildiği ısıtma sezonunda özellikle faydalı olabiliyor.
Alman Federal Çevre Ajansı'nın önerilerine göre kış aylarında pencereler günde birkaç kez, yaklaşık beş ila on dakika süreyle tamamen açılmalı.
Dairenin yerleşimi elveriyorsa, odanın veya dairenin karşılıklı cephelerindeki pencerelerin aynı anda açılması daha da etkili. Böylece hava akımı oluşuyor ve hava değişimi çok daha hızlı gerçekleşiyor. Bu yaklaşımın avantajı basit: hava hızla yenilenirken duvarlar, zeminler ve mobilyalar biriken ısının büyük bölümünü koruyor.
Pencere uzun süre aralık bırakıldığında ise hava değişimi yavaşlayabiliyor, pencere çevresindeki yüzeyler ve komşu duvarlar daha fazla soğuyor. Su buharının daha kolay yoğuştuğu noktalar tam da bu soğuk yüzeyler olabiliyor.
Yöntem özel bir ekipman gerektirmiyor. Pencereleri açmadan önce odadaki ısıtmanın kısılması, ardından pencerelerin tamamen açılması gerekiyor. Çapraz hava akımı sağlanabiliyorsa, büyük miktarda havanın değişmesi için birkaç dakika yeterli. Kışın genellikle beş ila on dakika öneriliyor; süre dış sıcaklığa, rüzgâra, odanın ve pencerenin büyüklüğüne göre değişebiliyor.
Ardından pencereler kapatılmalı ve ısıtma normal sıcaklığa döndürülmeli.
Duş aldıktan, yemek pişirdikten ve kapalı mekânda çamaşır kuruttuktan sonra havalandırma özellikle önemli; bu durumlarda havadaki su buharı belirgin şekilde artıyor. Aynı durum uyandıktan sonra yatak odası için de geçerli. Gece boyunca solunum havadaki nem miktarını artırdığından sabah havalandırması faydalı bir alışkanlık.
Sorun, doğal hava değişiminin daha az olduğu iyi yalıtımlı daire ve evlerde daha belirgin olabiliyor. Bu durumda nem, kokular ve çeşitli partiküller mekânda daha uzun süre kalabiliyor.
Gündüz ve çalışma mekânlarındaki bağıl nemin genellikle yüzde 40 ila 60 arasında olması gerekiyor. Durum binanın yalıtımına da bağlı. Yalıtımı zayıf binalarda çok soğuk günlerde yüzde 50'nin üzerindeki değerler bile bu nem uzun süre korunursa sorun oluşturabiliyor.
Basit bir higrometre evdeki durumun izlenmesine yardımcı olabilir. Yemek pişirme, duş alma veya çamaşır kurutma sonrasında değerler düzenli olarak yükseliyorsa, bu mekânın daha sık havalandırılması gerektiğinin işareti.
Kısa ve yoğun havalandırma, yoğuşma ve küf oluşumu riskini azaltabiliyor; ancak su sızması, kötü su yalıtımı veya sürekli nemli duvarlar gibi yapısal kaynaklı sorunları çözemiyor.
Dış havanın kalitesine de dikkat edilmesi gerekiyor. Çok işlek caddelerin üzerindeki dairelerde yoğun hava akımı oluşturmak için trafiğin en yoğun olduğu saatlerin seçilmesi ideal değil. Mümkün olduğunda daha az trafiğin olduğu bir dönem tercih edilmeli ya da binanın daha sakin cephesine bakan pencereler açılmalı.
Alman yönteminin özü bu nedenle oldukça basit: kışın pencereyi saatlerce aralık tutmak gerekmiyor. Günde birkaç kez pencereleri kısa süreliğine tamamen açmak, havayı hızla değiştirmek ve sonra kapatmak daha iyi.
Böylece mekân daha az soğuyor, fazla nem daha hızlı dışarı atılıyor ve yoğuşma ile küf gelişimine uygun koşullar azalıyor.