University College London (UCL) araştırmacılarının onlarca yıl süren çalışması, orta yaşta verilen kiloların kalp ve damar sağlığı üzerinde kalıcı olumlu etkisi olabileceğini ortaya koydu. 1958'de Britanya'da doğan 6 binden fazla kişinin kilo ve sağlık verilerini izleyen araştırmada, 50 yaşına kadar en az yüzde 5 kilo verip bu ağırlığı 55 yaşına kadar koruyanların, 62 yaşındaki sağlık göstergelerinin hayatı boyunca sağlıklı kiloda kalanlara benzediği görüldü.

Katılımcıların yaklaşık dörtte biri yetişkin hayatının büyük bölümünde sağlıklı kilosunu korudu. Yaklaşık yüzde 6'sı ise 50 yaşına kadar en az yüzde 5 kilo verdi ve bu kiloyu 55 yaşına kadar muhafaza etti. 62 yaşında incelenen bu gruptaki kişilerin tansiyon, kolesterol ve iltihap göstergeleri, tüm yetişkinlik döneminde sağlıklı kiloda kalanlarla benzer düzeydeydi.

Araştırma ayrıca obezite sınırını aşanlar ile zaten obez olup kilo almaya devam edenlerin kardiyovasküler ve metabolik sağlık göstergelerinin daha olumsuz olduğunu gösterdi.

Önleyici kardiyoloji alanında uzmanlaşan ve National Heart Clinic'in kurucusu, önleyici kardiyoloji uzmanı Dr. Francesco Lo Monaco, sonuçların orta yaşta sağlığına özen göstermek isteyenler için cesaret verici olduğunu değerlendirdi. Lo Monaco, "Ellili yaşlarda bile sağlığınızı belirgin biçimde iyileştirecek değişiklikler yapmak için geç değil. Sağlık geçmişinizi değiştiremezsiniz ama sizi bekleyenleri etkileyebilirsiniz" dedi.

Fazla kilolu kişiler için uzun vadede sürdürülebilir ılımlı bir kilo kaybının bile değerli bir hedef olabileceğini belirten Lo Monaco, aşırı diyetlerden kaçınılmasını ve günlük hayatın kalıcı parçası haline gelebilecek alışkanlık değişikliklerine odaklanılmasını önerdi.

Lo Monaco, nereden başlanması gerektiği sorusuna yanıt olarak daha az yemeye çalışmak yerine öğünlerin içeriğine dikkat edilmesini tavsiye etti. Öğünün temelini bir protein kaynağı, bol sebze ve lif açısından zengin karbonhidratların oluşturması gerektiğini söyleyen Lo Monaco, yumurta, balık, fasulye, mercimek ve sade yoğurdun protein sağlayabileceğini; yulaf, tam tahıllar ve baklagillerin lif alımını artırarak tokluk hissini uzatabileceğini belirtti.

Basit bir adımın rafine karbonhidratların bir bölümünü fasulye veya mercimekle değiştirmek, öğle ve akşam yemeklerine sebze eklemek, meyve suyu yerine bütün bir meyve yemek olduğunu anlatan Lo Monaco, bu tür değişikliklerin tokluk hissini uzatırken beslenmenin besin değerini de artırabileceğini ifade etti.

Lo Monaco ayrıca tek tek küçük görünse de toplam kalori alımını belirgin biçimde artırabilen ekstralara dikkat edilmesini önerdi: şekerli içecekler, alkol, sık atıştırma ile bol miktarda yağ, sos ve salata sosları.

Her şeyi birden değiştirmek yerine kalori alımına en çok katkıda bulunan bir ya da iki alışkanlığın seçilip bunlardan başlanması gerektiğini söyleyen Lo Monaco, günlük hayata uyan bir planın uzun vadede sürdürülme olasılığının daha yüksek olduğunu ekledi.