Çocuklarda erken zeka gelişimi alanında tanınan uzman Dr. Ranko Rajović, günümüz anne babalarının farkında olmadan yaptığı ve çocukların gelişimini olumsuz etkileyen hataları anlattı. Rajović'e göre bu hatalar büyük bir sevgiyle yapılsa da uzun vadede ciddi sonuçlar doğuruyor.

Rajović, ebeveynlerin çocuklarına yardım ettiğine inanarak yaptığı en yaygın hatalardan birine örnek olarak ekmeğin kabuğunun kesilmesini gösterdi. On yıl önce Banja Luka'da yürüttüğü bir araştırmada eğitimcilerin, üç yaşındaki çocukların neredeyse tamamının ekmeğinin kabuğunun soyulduğunu söylediğini aktaran Rajović, sert gıdaların yüz ve dil kaslarını harekete geçirerek beyne milyarlarca uyarı gönderdiğini belirtti.

Ona göre sert gıda tüketilmediğinde alt çene, ardından üst çene yeterince gelişmiyor; ağız küçük kalıyor ve dişler ergenlik döneminde düzgün yerleşemiyor. Bunun sonucunda çürükler artıyor ve dişler daha erken çekiliyor. Süt dişinin kendiliğinden düşmesinin sorun olmadığını, ancak bir yıl erken çekilmesinin çiğneme dengesini bozduğunu ifade eden Rajović, çocuğun daha güçlü ısırmak için daha çok dişi olan tarafıyla çiğnediğini, bu kasların aşırı büyüdüğünü ve çene ekleminin olumsuz etkilendiğini söyledi. Ergenlikte genişlemesi gereken üst çenenin dar kalmasıyla burun bölmesinin de düzgün konumlanamadığını ekledi.

Son yirmi yılda motor becerilerde belirgin bir düşüş gözlendiği yönündeki soruya Rajović, Zagreb ve Belgrad'daki bazı meslektaşlarının hareketin önemli olmadığını bile savunduğunu söyledi. Tıpta hareketin, bilişsel süreçlerden sorumlu derin beyin bölgelerinin gelişiminin anahtarı olduğunu vurgulayan Rajović, tekerlekli sandalyedeki Stephen Hawking örneğine atıf yapanlara, sandalyede bile insanların ileri geri, sağa sola hareket ettiğini, dengesini koruduğunu ve kollarını kullandığını hatırlattı.

Rajović'e göre çocuklarda düz tabanlık artıyor, kaslar zayıflıyor ve geriye sıçrama yapılamıyor. Anaokulunda dört yaş grubuyla yaptığı basit testte çocukların yüzde altmışından fazlasının geriye sıçrayamadığını belirten Rajović, bir pedagoji fakültesindeki meslektaşının bu becerinin öğrenmeyle ne ilgisi olduğunu sorduğunu aktardı. Ona göre dört yaşında geriye sıçrayamayan bir çocuk, ileride okulda örneğin negatif sayılarla matematik gibi bazı bilişsel görevleri anlamakta zorlanabilir. Hareketin, düşünme süreçlerinin gerçekleştiği sinir yollarının gelişiminin anahtarı olduğunu ve bunun ABD'deki Ohio State Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarla da kanıtlandığını söyleyen Rajović, ailelere çocuklarının altı yaşına kadar çevik ve hareketli olmasına özen göstermeleri çağrısında bulundu.

Beynin her şeyden önce bir hayatta kalma organı olduğunu sık sık vurgulayan Rajović, akıllı telefonların çocukların gelişimine ne ölçüde zarar verdiği sorusuna, bunun risk faktörleri arasında başta geldiği yanıtını verdi. Ona göre telefonun sorunu, çocuğun ekrana bakarken iki üç saat boyunca hareket etmemesi. Telefon gözlerin yakınında tutulduğu için dinamik odaklanma gerçekleşmiyor; bu da ileride bazı disleksi türlerine yol açabiliyor ve küçük siliyer kasların yorulması nedeniyle çocuk on beş dakikadan uzun süre okuyamıyor. Sosyalleşmenin de ortadan kalktığını belirten Rajović, telefonun çocuğu birlikte koşup zıpladığı, birbirine yardım ettiği ortamdan kopardığını söyledi. Çocuğun ekranda dünyanın merkezinde olduğunu ve tüm duyguları hızla yaşadığını, gerçek dünyaya geldiğinde ise her şeyin ona sıkıcı geldiğini ifade etti. Telefon ve sosyal medyanın hızla bağımlılık oluşturduğunu belirten Rajović, sınırın nerede olduğunu bilmeleri için ebeveynlerin ve öğretmenlerin eğitilmesi gerektiğini vurguladı.

Yapay zeka ve öğrencilerin ödevlerini ChatGPT gibi programlarla yazması konusunda Rajović, pedagoji öğrencilerinin çalışmalarını bu şekilde hazırladığını açıkça görebildiğini söyledi. Bu tür ödevlerde artık okuma olmadığını, öğrencilerle konuştuğunda kimin neyi bilip bilmediğinin ortaya çıktığını belirtti. Çocuklara düşünmeyi öğretmek gerektiğini, çünkü bilgisayarın her durumda kendilerinden daha fazla aktarımsal bilgiye sahip olduğunu ifade etti. 1997'de dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov'un IBM'in Deep Blue bilgisayarına yenildiğini hatırlatan Rajović, o günden beri bilgi ve kombinasyonlarda makineden daha iyi olamayacaklarının anlaşılması gerektiğini söyledi.

Eğitimde hâlâ ezberin sürdüğünü, oysa önceliğin çocuklara bilgisayarın yapamadıklarını öğretmek olması gerektiğini belirten Rajović, bunları yaratıcılık, yeni fikirler, ekip çalışması, başkalarına empati ve beynin nasıl çalıştığı olarak sıraladı. Toplumun Facebook ve Viber'e bile hazırlıksız yakalandığını, şimdi ise yapay zekayla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Şimdiden çocukların yapay zekayla konuştuğunu, onu bir arkadaş olarak gördüğünü ve onunla anlaşmalar yaptığını aktaran Rajović, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiğini ve en büyük tehlikenin bu olduğunu, çocukları korumak için eski ve iyi yöntemlerin yeni ortama uyarlanması gerektiğini söyledi.

Rajović, çocukların aşırı korunmasına ve ebeveynlerin onların her isteğini yerine getirmesine de değindi. Kanada'da bir öğretmenin bir kız öğrencisine kompozisyonunun iyi olduğunu ancak birkaç eklemeyle mükemmel olabileceğini söylemesi üzerine öğrencinin masasındakileri yere fırlatıp sınıftan kaçtığını ve kapıyı çarptığını anlattı. Olayın ardından ailenin ve okul müdürünün geldiğini, büyük bir telaş yaşandığını, öğretmenin korktuğunu ve öğrenciye eleştiri yapmaması, aksi halde ona duygusal zarar vereceği yönünde uyarı aldığını aktardı. Rajović, bunun çocuğa stres yaşamaması için nasıl hitap edileceğinin bile tartışılır hale geldiğini gösterdiğini belirterek, kısa süreli stresin insanı yeniden dengelediğini, oysa çocukların yalnızca mutlu olması gerektiği gerekçesiyle stresin tamamen devre dışı bırakıldığını söyledi. Ona göre çocuk ne kadar korunursa aslında o kadar zarar görüyor.

Modern spordaki ve günlük oyundaki yanlış yaklaşıma da değinen Rajović, Batı anlayışına göre artık kimsenin kaybetmemesi gerektiğini ve sağlıklı bir rekabetin kalmadığını savundu. Çocuğun kazanmayı sevmesinin saf bir içgüdü olduğunu belirten Rajović, bir okulun diğerini 10-0 yendiği maçlarda gollerin sayılmadığını, Vancouver'da izlediği bir basketbol turnuvasında puanların tutulmadığını anlattı. Kimin kazandığını sorduğunda "herkes kazandı, kimsenin üzülmemesi daha iyi" yanıtını aldığını aktaran Rajović, üzüntüyle yüzleşmeyi sporda öğrenmeyen çocuğun yirmi beş yaşında bununla nasıl baş edeceğini sordu. Bisiklet sürmeyi öğrenen çocuğun çabaladığını ve başardığında beynin onu mutluluk duygusuyla ödüllendirdiğini hatırlatan Rajović, okulda 50 metre koşan ve kaybeden çocukların öğleden sonra daha çok çabalayarak yarın daha iyi olmaya çalıştığını söyledi. Yenilginin kendilerini daha iyi bir versiyona dönüştürdüğünü, çocuk yarışmasının anlamının bu olduğunu belirten Rajović, bu içgüdü bastırıldığında sosyal medyada ölümcül akımların ve akran zorbalığı gruplarının ortaya çıktığını savundu.

Rajović, çocukları yüzünden ciddi finansal ve duygusal yanılgılara düşen ebeveynlere de sert sözler yöneltti. Bir çocuğun en yeni ayakkabıyı isteyip annesine ağlamasını da bir tür zorbalık olarak nitelendirdi. Annesinin iki ay önce aldığını söylemesine karşın çocuğun herkesin kendisiyle dalga geçtiğini ve o ayakkabıyı artık kimsenin giymediğini söylediğini, kadının kredi çekip ayakkabıyı aldığını aktardı. Bunu ebeveynlerin yaptığını belirten Rajović, bazı annelerin çocuklarına ne isterlerse alacaklarını gururla söylediğini, oysa her istediğini elde eden çocuğun ileride bir şey mümkün olmadığında tolerans eşiğinin hiç oluşmayacağını ve bunun korkunç bir hayal kırıklığına dönüşeceğini ifade etti.

Son olarak, günümüzün zorlukları karşısında iyi ve sorumlu ebeveyn olmanın yolu sorulduğunda Rajović, "Bizim zamanımızda nasılsa benim çocuğum için de öyle olacak" anlayışının doğru olmadığını, çünkü ortamın büyük ölçüde değiştiğini söyledi. Oyunlar, telefonlar ve sosyal medyanın daha önce hiç olmadığını, çocuğa çeşitli saçmalıklar için beğeni veren tamamen yabancı kişilerin onu beklediğini belirtti. Medeniyet tarihinde ilk kez çocuklarının yüzlerce ya da binlerce yabancı ve fenomenin etkisine açık bırakıldığını, öte yandan en azından tanıdıkları öğretmenlerin kusurlarının arandığını söyleyen Rajović, ebeveynlerin eğitim alması, yeni ortamın kişiliği nasıl şekillendirdiğini ve beynin nasıl geliştiğini öğrenmesi gerektiğini, böylece sevdiklerini en kolay şekilde koruyabileceklerini sözlerine ekledi.