Sırbistan'da resmi verilere göre yaklaşık 1 milyon 700 bin obez kişi yaşıyor; yetişkin nüfusun yüzde 57'si ise fazla kilolu. Uzmanlar, obezitenin bir irade eksikliği ya da estetik bir sorun değil, E66 koduyla Uluslararası Hastalık Sınıflaması'nda yer alan ciddi ve kronik bir hastalık olduğunu vurguluyor.
Endokrinolog Prof. Dr. Jelica Bjekić Macut ile klinik diyetisyen Žarko Živojinović, obeziteye ilişkin verileri ve tedavi yaklaşımlarını değerlendirdi. Programda, her beş çocuktan birinin fazla kilolarla mücadele ettiği ve son yirmi yılda çocukluk çağı obezite oranının yüzde 60 arttığı belirtildi.
Prof. Dr. Bjekić Macut, vücut kitle indeksinin (VKİ) kilogram cinsinden ağırlığın, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplandığını açıkladı. 25 ile 30 arasındaki değerler fazla kiloya işaret ederken, 30'un üzerindeki değerler obezite tanısı anlamına geliyor.
Bjekić Macut, obezitenin yalnızca tartıdaki kilogramlardan ibaret olmadığını belirterek, şeker hastalığından kalp-damar hastalıklarına ve kansere yatkınlığa kadar pek çok eşlik eden hastalığı beraberinde getirdiğini söyledi. Obez hastalarda ameliyatların daha zor geçtiğini ve ameliyat sonrası komplikasyonların belirgin şekilde daha sık görüldüğünü kaydeden Bjekić Macut, cerrahların sık sık hastayı geri gönderip kilo verene kadar kalça ya da safra kesesi ameliyatını ertelemek zorunda kaldığını ifade etti. Birkaç on yıl önce çocuklarda diyabet neredeyse yalnızca otoimmün tip 1 olarak görülürken, bugün obez çocuklarda insülin direncine bağlı tip 2 diyabetin giderek daha sık teşhis edildiğini aktardı.
Klinik diyetisyen Žarko Živojinović ise temel sorunun yetersiz eğitim ve hareketsiz yaşam tarzı olduğunu vurguladı. Kişinin kendi başına uyguladığı diyetlerin tehlikesine dikkat çeken Živojinović, insanların internette buldukları bir diyeti denediklerini, sonuç alamayınca başka bir diyete geçtiklerini söyledi. Beslenmedeki her ani değişikliğin metabolizmayı yavaşlattığını ve uzun vadeli zarar verdiğini belirten Živojinović, vücudun düzeni ve belirli öğün saatlerini sevdiğini, sabit bir öğün ritmi oluşturmanın ve besinleri dengeli biçimde bir araya getirmenin gerekli olduğunu ifade etti. Ayrıca okul öncesi dönemdeki çocukların aileleri tarafından sağlıklı beslenmeye yönlendirilmesi ve beslenme çantalarının evden hazırlanması gerektiğini, aksi halde çocukların okulda kendi başlarına fast food tercih ettiğini dile getirdi.
Uzmanlar, obezite tedavisinin endokrinolog, diyetisyen/beslenme uzmanı ile psikolog veya psikiyatrdan oluşan disiplinler arası bir ekibi gerektirdiğini belirtiyor; çünkü birçok hasta "sinirsel nedenlerle" yemek yiyor ya da gece açlık krizleri yaşıyor.
Bjekić Macut, dünyada ve Sırbistan'da doğrudan beyindeki merkezlere etki ederek iştahı azaltan yenilikçi ilaçların (GLP-1 ve çift etkili GLP-1/GIP agonistleri) bulunduğunu söyledi. Bu ilaçların hastalara, açlık krizleri olmadan kalori alımını azaltmaları, nerede hata yaptıklarını anlamaları ve yaşam alışkanlıklarını kalıcı olarak değiştirmeleri için altı ay ile bir yıl arasında "altın" bir dönem sağladığını belirtti. Hastaların, "ayaküstü" ya da aşırı meyve tüketimi yoluyla ne kadar gizli kalori aldıklarının çoğu zaman farkında olmadığını da sözlerine ekledi.
Obezitenin her iki cinsiyetin üreme sağlığı üzerinde de yıkıcı etkisi bulunuyor. Bjekić Macut, VKİ'si 30'un üzerinde olan kadınların gebe kalmasının belirgin şekilde zorlaştığını, gebe kalmaları halinde ise preeklampsi, erken doğum ve gestasyonel diyabet riskiyle karşı karşıya olduklarını anlattı. Vücut kitle indeksindeki yalnızca 1 birimlik düşüşün kadınlarda doğurganlığı yüzde 18'e kadar artırdığını "çarpıcı" bir veri olarak aktaran Bjekić Macut, erkeklerde obezitenin doğrudan spermogram parametrelerini bozduğunu söyledi. Prediyabet sınırlarının da sıkılaştırıldığını belirten Bjekić Macut, açlık kan şekeri 5,6 mmol/L'nin üzerinde olan kişilerin ayrıntılı endokrinolojik incelemeden geçmesi gerektiğini, gebelerde ise 5,2 mmol/L'nin üzerindeki değerin gestasyonel diyabet işareti sayıldığını sözlerine ekledi.