Sıcaklıkların düşmesiyle birlikte sonbahar aylarında burun akıntısı ve hapşırma şikayetleri olan kişi sayısında belirgin bir artış yaşanıyor. Mevsim değişikliğiyle birlikte günlük alışkanlıklar da değişiyor; peki neden bu dönemde bu kadar çok insan kendini yorgun ve kötü hissediyor?
Genel pratisyen hekim ve "The female health doctor" kliniğinin kurucusu Niki Ramskil, grip ve soğuk algınlığına yol açan virüslerin genellikle soğuk havalarda daha aktif olduğunu, sonbahar ve kış aylarında daha hızlı yayıldığını belirtiyor.
Ramskil, gribe influenza virüslerinin neden olduğunu, soğuk algınlığından ise çoğunlukla rinovirüslerin sorumlu olduğunu ifade ediyor. Bu nedenle grip aşısının grip riskini azaltabileceğini ancak soğuk algınlığına karşı koruma sağlamayacağını vurguluyor.
Doktor, bu dönemde kovid ve norovirüs vakalarının da sık görüldüğünü ekliyor.
Burun boşluklarının virüsleri yakalayıp uzaklaştırma işlevi gördüğünü anlatan Ramskil, sonbahara özgü soğuk ve kuru havanın burun mukozasını kurutarak enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirdiğini söylüyor. Bu durumun virüslerin daha zayıf bir koruyucu bariyerle karşılaşması anlamına geldiğini belirtiyor.
Ramskil, bu dönemde rutinlerin ve günlük aktivitelerin de değiştiğini kaydediyor. İnsanların açık havada vakit geçirmek yerine daha çok kapalı alanlarda bulunduğunu ifade ediyor.
Pencere ve kapıların daha sık kapatıldığını, bunun havalandırmayı azaltarak mikropların ev içinde birikme ve yayılma olasılığını artırdığını dile getiriyor.
Yaz aylarında birçok kişinin tatilde olduğunu, insanlardan uzakta ve açık havada zaman geçirdiğini hatırlatan Ramskil, sonbaharda işe ve okula dönüşle birlikte yeniden kalabalık ortamlara girildiğini, virüslerin çok daha hızlı yayıldığını belirtiyor.
Kalabalık yerlerde enfeksiyon riskinin arttığını, bu nedenle dezenfeksiyonun önem taşıdığını vurguluyor. Metroda seyahat eden veya açık ofiste çalışan kişilerin, tüm yüzeyleri sürekli dezenfekte etmedikleri takdirde enfeksiyon kapma olasılığının çok daha yüksek olduğunu, virüsün vücuda girmesi veya solunması riskinin belirgin şekilde arttığını ifade ediyor.
Küçük çocukların okulda çeşitli enfeksiyonları kolayca kapmasıyla bilindiğini belirten Ramskil, bu dönemde okullarda dolaşan çok sayıda farklı enfeksiyon etkenini çocukların eve taşıdığını söylüyor. Çocukların bağışıklık sisteminin bu virüslerin ve diğer hastalık etkenlerinin çoğuyla daha önce karşılaşmadığını, bu nedenle onlarla mücadele etmeyi henüz öğrenme aşamasında olduğunu açıklıyor.
Sonbaharın çok yoğun bir dönem olabileceğini de sözlerine ekleyen Ramskil, çok fazla şey başarmaya çalışıldığında, yeterince uyunmadığında ve sağlıklı beslenilmediğinde organizmaya bağışıklık sisteminin en iyi şekilde çalışması için gereken desteğin sağlanamadığını belirtiyor.
Mevsimsel hastalıklarla mücadele bütüncül bir sağlık yaklaşımını ve beslenme alışkanlıklarında zaman zaman değişiklik yapılmasını gerektiriyor. Ramskil, sonbaharın çok yorucu bir dönem olabildiğini, hızlı yaşam temposunun bedeli hızla ödettiğini vurguluyor. Uyku eksikliği ve tekdüze beslenme, kritik aylarda organizmanın bağışıklık sistemini en uygun düzeyde tutmasını engelliyor.
Uzmanlar bu nedenle hastalara uygun şekilde giyinmelerini ve soğuğa çıktıklarında vücut sıcaklıklarını titizlikle korumalarını öneriyor.
Organizmanın savunma gücünü zayıflatan bir diğer etken de sonbahar günlerinin kısalması ve bulutlu hava nedeniyle güneş ışığının azalması. Güneş ışığındaki azalma, bağışıklığın düzenli işleyişi için kilit unsurlardan biri olan D vitamininin vücutta daha az üretilmesine yol açıyor.
Virüslerin yayılmasında Sırbistan'daki kendine özgü iklim değişikliklerinin de etkisi bulunuyor; bu değişiklikler daha sıcak yazların yanı sıra son derece öngörülemez kış koşullarını da beraberinde getiriyor. Kalabalık ortamlardan ve stresli durumlardan kaçınmanın yanı sıra günlük fiziksel aktiviteye zaman ayırmak da büyük önem taşıyor.
Genel hijyen önlemleri ofislerde, hastanelerde ve eğitim kurumlarında her zaman ilk ve en önemli savunma hattı olmayı sürdürüyor. Doktorlar ellerin düzenli olarak sıcak suyla yıkanmasını, çalışma masalarının, klavyelerin ve cep telefonlarının titizlikle temizlenmesini öneriyor.
Sürekli havasız bir ofis ortamında bulunmamak için molalarda her gün temiz hava solumak da büyük önem taşıyor. Basit ancak klinik olarak kanıtlanmış bu rutinler, kış boyunca solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma olasılığını önemli ölçüde azaltabiliyor.