Bir kardiyolog, kalp ve damar sağlığı açısından uykunun kritik bir dönem olduğunu belirterek, kalp krizlerinin ve damar krizlerinin en sık sabaha karşı saat 04.00 ile 06.00 arasında yaşandığını ifade etti. 87 yaşındaki uzman, bu riskin birkaç basit akşam alışkanlığıyla en aza indirilebileceğini savunuyor.

Uzmanın açıklamasına göre uyku sırasında vücut hareketsiz kalıyor, metabolizma belirgin biçimde yavaşlıyor ve damarlar güçlü bir strese maruz kalıyor. Gece boyunca arterlerin tıkanmasına ve ciddi hasara yol açan başlıca etkenler arasında kan yoğunluğunun ani artışı, hipoksi ve kılcal damar tonusunun azalması yer alıyor. Kişi uykuya daldığında vücut yedi-sekiz saat boyunca sıvı almıyor, buna karşın terleme ve normal solunum yoluyla su kaybetmeye devam ediyor.

Kardiyolog, hafif düzeyde bile susuz kalmış halde yatağa gidilmesi durumunda kanın sabaha kadar neredeyse şurup kıvamına geldiğini, plazma akışkanlığının hızla azaldığını ve alyuvar ile trombositlerin hızla pıhtılaşmaya başladığını aktarıyor.

Tabloyu sabaha karşı kortizoldeki ani yükselme daha da zorlaştırıyor. Stres hormonu olan kortizol damarları refleks olarak daraltıp tansiyonu hızla yükseltirken, beslenmedeki gizli şekerler ve rafine yağlar kanı koyulaştırıyor ve atardamarların iç tabakasına zarar veriyor. Uzmana göre bu bileşim, tehlikeli pıhtıların oluşmasını ve yağ birikintilerinin damarlarda yerleşmesini tetikliyor.

Doktor, damar sağlığını korumak için yatmadan tam otuz dakika önce uygulanması gereken bir kurala dikkat çekiyor. Onun "damar uzun ömrü" olarak nitelendirdiği temel önerisi, kanın fizyolojik olarak seyreltilmesi ve venöz sistemin rahatlatılması üzerine kurulu.

İlk adım ılık su içme alışkanlığı. Kardiyolog, uykudan önce yaklaşık 40 santigrat dereceye ısıtılmış yarım bardak saf su içilmesini, buzlu ve gazlı içeceklerden kaçınılmasını tavsiye ediyor. İddiasına göre bu "altın yudum", gece boyunca yaşanacak sıvı kaybını telafi ediyor, kan plazmasının akışkanlığını koruyor ve tehlikeli pıhtı oluşumunu engelliyor. Ayrıca hafif sıcaklığın safra kanallarındaki düz kasları gevşeterek gece safra durgunluğunu önlediğini savunuyor.

İkinci adımı, ana toplardamarların yükünün hafifletilmesi olarak tanımlıyor: Ayaklarla iki dakika hafif dairesel hareketler yapmak ya da yaklaşık on dakika bacakları bir yastığın üzerine kaldırarak uzanmak. Ona göre bu hareket, alt uzuvlardaki venöz kanın geri dönüşünü destekliyor, kalbi rahatlatıyor, gece kramplarını önlüyor ve beyni basınç değişimlerine karşı koruyor.

Uzmanlar bu rutinlerin yanı sıra, özellikle akşam saatlerinde beslenmeye ilişkin net kuralların da damar sağlığı için gerekli olduğunu vurguluyor. Yatmadan önce karbonhidrat tüketiminden kaçınılması öneriliyor; geç saatlerde yenen tatlı, meyve ve hamur işlerinin güçlü bir insülin artışına yol açtığı, bunun da gece büyüme hormonu salgılanmasını engellediği belirtiliyor. Aynı açıklamaya göre böbrekler bu sırada tuzu tutmaya başlıyor ve sabah şişlikleri ortaya çıkıyor.

Bu önerilere göre son öğün olabildiğince hafif olmalı. Akşam porsiyonunun küçültülmesi, haşlanmış sebze, brokoli, salatalık veya yağsız protein kaynaklarının tercih edilmesi ve her lokmanın tamamen püre kıvamına gelene kadar yirmi ila otuz kez çiğnenmesi tavsiye ediliyor.

Bu tavsiyeler, yeterince çiğnenmeyen besinlerin bağırsaklarda gece fermantasyonunu tetiklediği, genişleyen bağırsakların karın boşluğundaki büyük damarlara baskı yaptığı, böbreklerdeki kan akışını aksattığı ve gece boyunca tansiyon sıçramalarına yol açtığı iddialarıyla birlikte sunuluyor.